Sabah oldu, grup katırları peşlerinde anlatılan zindanın bulunduğu bölgeye doğru ilerledi. Tabii geceden biraz akıllılık yapıp eşyaları stoklamak için bir süreliğine boş evlerden birini kiraladılar. Bunun pek faydası olmayacak onlara, az bekleyin geleceğim o kısma. Büyülü anahtar işe yaradı ve yaklaşınca normal kayalık dağ yamacı gibi görünen illüzyonu kaldırıp altındaki metal destekli sağlam kapıyı ortaya çıkardı. Ulrich ve Roth’un çabaları sonucu kapıyı parçalayıp girdiler ama Ulrich sırf bu evrede bile hafiften bitkin düştü.

İçeride ilk gördükleri manzara işli duvarlar falan değil az önce temizledikleri yıkıntıların devamı oldu. Sanki biri kasıtlı bir şekilde girişi kapatmaya çalışmış gibiydi ki zaten öyle yapıldı. Biz İnanç Muhafızları böyle ahmak gruplar girip sorun yaratmasın diye zindanları tamamıyla yıkmaya çalışırız. Biraz daha kaya yuvarlama ve sürünme sonrası fark ettikleri şey yerde kayaların altından sıkışmış bir iskelet elin onlara saldırmaya çalışıyor olmasıydı. Wilfix de onları uyarmıştı zaten, “İçerideki güç o iskeletleri sürekli diriltiyor, hızlı bir şekilde girip çıkın.” olmuştu sözleri. Bizimkiler o dönemde pek güçlü değiller, en iyi savaşçıya 20 puan desen onlar anca 3 olur. Hafiften korkmaları normal. Sonunda kırılmış bir kapıdan geçip işli duvarları gördüklerinde bunların önünde nöbette bekleyen 6 zırhlı ve silahlı iskeleti de gördüler. Onlarla savaşırken köşelerdeki duvarlara oyulmuş mezarlarında dirilen 4 okçu iskelet de arkada kendini güvende hisseden büyücüleri biraz yıprattı.

Canları yansa da burayı atlattılar. Artık koridorun sonunda üzeri rünlerle dolu dev bir kapı ve koridor boyunca karşılıklı ikişer aşağı inen merdiven gördüler. Xaeniver ve Eklem aldıkları Arcana eğitimi ile kadim ortak dili okuyabiliyorlardı. Kapıda yazan şeyi tam hatırlayamasam da şuna benzer bir dörtlüktü:

Dört yiğit kahraman

Dördü birbirinden güçlü

Onu hapsetmek için

Dördü candan geçti

Bu sözler kapının ortasındaki bir fit çapında daire bir girintinin çevresine yine bir çember şeklinde yazılmıştı. Okuyunca kimse içeride bir kötülük olduğundan şüphe etmedi. Ancak “Kadim ortak dil en az üç bin yıldır kullanılmıyor, içerideki şeyin hala hayatta olma ihtimali nedir ki?” diye sorguladılar biraz. Daha buna karar vermek için vakit olduğundan üzerinde durmadılar ve ilk merdivenden aşağı indiler. Orada kendilerini 4 tane daha iskelet ve onların ardında basamaklar üzerinde duran bir lahitten kalkan, iskeletlerin aksine bedeni mumyalanmışçasına korunmuş birini gördüler. Dar merdivenlerden indikleri gibi Ulrich ve Roth yan yana gelip kalkan duvarı ördüler ve diğerleri arkalarından vur kaç taktikleri ile odayı temizledi. Bu farklı birey üzerinde cüppesi ve başında üzerindeki yakuttan alevler fırlattığı bir tacı ile bir büyücüydü. Kendisi grubun üzerine büyüler de savurmuştu ama üstün stratejik planları sayesinde grup bunları rahatlıkla atlattı. (DM notu: Bir büyücü olarak repertuarında alan büyüleri de vardı tabii ki, ama eğer oyuncuların güzel plan yapar ve role girerse bunu ödüllendirmelisin. Özellikle grubun ilk savaşı ve biraz cesaretlendirme gerekliydi. Bu kaplumbağa formasyonuna şimdi girseler acımadan patlatırım alev toplarını.) Bu büyücüyü öldürdüklerinde ya da bir sürelik ebedi yaşayan ölü formuna ara verdiklerinde üzerinden değerli takılarını, başındaki tacını ve boynunda bir dairenin çeyreği gibi görünen peynir dilimi şeklindeki madalyonu aldılar.

Artık şüpheleri kalmamıştı. Diğer merdivenler de diğer kahramanlara gidiyor, onlardan da bu madalyonları toplamaları gerekiyordu. 2. durak tam karşısı oldu ve orada çift gümüş kaplı kılıcıyla daha seri bir mumya ve 4 iskelet daha vardı. Aynı taktik burada çok daha etkili oldu ve çok zorlanmadan burası da bitti. Artık giriş koridoruna çıkıp azıcık dinlenmeyi planlayan grup bu geçen zamanda ilk dağıttıkları iskeletlerin toparlanmaya başladıklarını gördü. Herkesin kaçıp zindan önünde kısa bir soluklanma sonrası “Yine girip onları dağıtırız ne olacak!” tavrına Ulrich karşı çıktı. Gerçekten kafası çalışan bir adamdı ve de tam bir savaş rahibine yakışır tavırlara sahipti. Dedim ya severdim kendisini. “Biz zaten buraya bunların silahlarını almaya geldik. Ee şimdi alalım dirilirlerse uğraşmayız, vururuz bir tane inerler.” sözleri ile gruba bir aydınlanma yaşattı. Silahları toplarken iskeletlere birkaç kere daha vurup bedenleri iyice dağıtan grup dışarı çıkıp soluklandı ve yaralarını sardı.

İçeri döndüklerinde tahmin ettikleri şey olmuştu. İskeletler ayakta onlara saldırmaya çalıştı ama silahlar olmayınca zaten hayata yeni dönmüş varlıkları kolaylıkla dağıttılar. Sonraki durakta onları adamantin lamellar zırhı ve adamantin gürzü ile attığı büyülerden anladıkları kadarıyla bir rahip bekliyordu. Bu 19 AC’li metal yığınına vurmak kolay olmayınca Ulrich metal ısıtma büyüsü ile onu kavurdu. En son karşılaştıkları dördüncü mumya da gümüş kaplı büyük bir savaş baltası taşıyan, zırh giymemiş iri bir şeydi. Bu savaşlarda Ulrich dostlarını korurken baygın düştü ama yeğeni Eklem’in şifa büyüsü onu yeniden ayağa kaldırmaya yetti. Bu baygınlık sonrasında kapının verdiği bitkinlik de eklenince Ulrich artık çok bitkin görünmeye başlamıştı. (Benim ev kurallarımdan biridir, HP sıfıra iner ve bayılırsanız 1 bitkinlik puanı alırsınız. 5. sürümde görülen hacıyatmaz durumuna engel olmak için yeterli bir önlem.)

Grup topladıkları madalyonları bir araya getirdi ve onların büyük bir güçle birleşmesine şahit oldu. Artık şüphesiz bu kapıdaki oyuğa girecek anahtardı. Grup bitap ve tükenmiş bir şekilde kapının önünde duruyor, madalyonun sanki bir mıknatısla çekiliyormuşçasına oraya gitmek isteyişini izliyordu. Bu kapının ardında neler olduğunu da yarın anlatayım, siz de yorgun görünüyorsunuz.