Älvalek, “Elf Play” ,August Malmström (1866).

Fantastik kurguda, filmlerde ve oyunlarda insandan farklı bir kökenden gelip, insanlarla eşit derecede bir kültür ve zekaya sahip ırkların olması artık temelleşmiş bir durum haline geldi. Gerek bir kültürü yabancılaştırıp dışarıdan bakmak istediğimizden gerekse dünyanın geniş olduğunu göstermek açısından böyle şeylere kalkışıyoruz. Tabii ki de bunları yaptığımızda belli başlı arkatiplere sadık kalıyoruz. Bu arkatipler veya insan kültürlerinin yansıması olmaz ise, ırklar bize o kadar yabancı kalır ki hakkında konuşmamız veya anlatabilmemizi geçtim, düşünemeyiz bile.

Bu arkatip ırklar arasında en ünlülerinden biri de Elf ırkıdır. Çok fazla eserin içinde bulundukları için çok farklı şekillerde işlenmiş olsalar bile, en tanınmış eserlerde bulunan elfler uzun ömürlü(veya ölümsüz), uzun kulaklı, estetik olarak çok güzel ve ince yapılı, çevik, antik ve yavaş yavaş ölen bir ırk gibi bir çok tanımlamaya tabii tutulabiliyor. (Bunu okuduğumda aklıma nedense Lotr elflerinden başkası gelmedi. -E.N*) Elflerin ne olduğunu incelemek de bir hayli zor. Elflerin popüler kültür ve medyada nasıl olduklarına bakmadan önce, tarihte ve mitolojide oldukları halini incelemek daha doğru olacaktır.

Elflerin kökeni

Elf kelimesinin kökenleri ve hikayelerinin çıkış noktası olarak Kuzey Avrupa’yı rahatlıkla gösterebiliriz. Germen mitine ait olan elflerin yapısı yıllar içinde bölgeden bölgeye çeşitli değişiklikler göstermişlerdir. İskandinav kültürlerinde Alfar ya da Elf gibi birçok kelime bize elfleri işaret ediyor. Bununla birlikte eski İngilizce’de ve genel olarak İrlanda, İskoç, Briton ve Kelt kültürlerinde de görülür. Romalılar, her ne kadar elf kavramını bünyesinde barındırmamış olsalar da Kelt kabileleri ile olan savaşları sırasında bu miti etkilemiştir.

Alfar

Ther ro meth Alfum.

(Onlar Alfarlarla birlikteydiler.)

Brynhildar Quida

Prose Edda adlı eserde Ganglar arkadaşı Hár’a Yggdrassil ağacının altında başka hangi şehirlerin bulunduğunu sorduğunda ona Alf-heim şehrinden bahseder. Liosálfar(Işık Alfarları) burada yaşarlar fakat Döckálfar(Kara Elfler) yerin altında yaşarlar. Davranışları ve şekilleri ile aydınlık kuzenlerinden tamamen farklıdırlar cevabını alır.

Burada gördüğümü üzere Alfar türleri kendi aralarında iyilik yapan, hoş olan ışık elfleri ve kötücül kara elfler olarak ayrılıyorlar. Bu en temelde bir hristiyan etkisi olarak gözükseler de, Eddaların kendi kökenlerine sadık kaldığına inanıyorum. İrlandalılar ve İskandinavlar hristiyanlığa geçiş döneminde bile kökenlerine olabildiğince sadık eserler üretmişlerdir. Tabii ki de o dönemin papazları bunları hristiyan ışığında incelemekten geri kalmamışlardır. Bir hristiyan propagandası sayesinde İskandinav belleği 13.yüzyıllara kadar git gide yumuşatılmıştır. Odin savaşçı kimliğini bırakıp git gide bilgelik yönü ile öne çıkmaya başlamış. Loki muzip bir tanrıdan şeytanımsı kötülüklere sahip birisine evrilmiştir. Tabii ki de Bu Alfarlar bir süre sonra melekler ve şeytanlarla özdeşleştiler. Hatta bazı anlatılarda taraf tutmadığı için sürgüne yollanmış Svartálfar(Siyah elf) denen varyasyonlar da eklenmiştir.

Bunun dışında elfin nasıl kullanıldığını da söylemek lazımdır. Elf tanımı, Yunanlıların Daemon tanımına denktir. Yunanlılar, tanrı ve insan olmayan varlıkları Daemon konumuna sokarken, İskandinavlar için de bu buna benzerdir. Vanirler( bazısı Aesir sayıldığı için onlar bu kapsama dahil edilmez.), Duergarlar(Cüceler) Ölümden sonra elf olmuş kişiler( Olaf Geirstad-Elf) gibi gibi sayılabiliyor.

Alfar kelimesinin etimolojisi hakkında çok şey denebilir. Alf kelimesinin latince beyaz olan Albus kelimesi ile bağlantısı olduğu kabul edilir. Şayet Stagnelius 4’lüğünde geçen “Med liljehvit spelande hand.” kısmı elflerin ellerinin beyaz olduğundan bahseder. Ancak başka bir görüşe göre de kelime Alp dağlarından türetilmiştir. Bunun dışında elf kelimesi ile Elv kelimesi arasında da bir bağlantı bulunmaktadır. Bu bağlantı elfleri nehir kelimesine bağlar. (Tıpkı Nympha ve Lympha gibi) Bu da gene benim gözümde Romalılarla olan bir etkileşimin sonucu olabilir. Keltler ile olan savaşlarında nehir yakınlarında gerilla taktikleri ile vurulan Roma ordusu, onlara saldıran barbarların çıplak, boyalı ve çocuğumsu hallerinden ötürü onları bu şekilde çağırmış olabilir. (Tabii bunu yapmamış da olabilirler, sonuçta bu konuda bilgim yok. Lakin bilen varsa Discord’umuza bekleriz.) Bu gene, yukarıda bir parçasını paylaştığım 4’lüğün şu satırlarına konu edinmiştir. “De bygga ved fiodernas rand” (Akıntıların yatağındadır yerleşkeleri.)

Elflerin bir kralları olduğuna ve düğünlerle şenlikleri çok sevdiğine inanılır. İnsanlara yakışıklı ve güzel görünürlermiş. İçlerinde garip bir melankoli yatarmış. Hatta çok güzel ve o kadar da üzücü şarkıları vardır. (Bknz Lelianna’s Song. -E.N*) Yaz geceleri tepelerin üstlerinde şarkılarını söylediklerine dair bir inanış vardır. Eğer ki kulağını o müziğin güzelliğine kaptırırsan eyvah! Huldraslaat denen bu müzikler insanın aklını başından alırmış. Birkaç şarkıcı elf müziğini bildiğini iddia ederlermiş. Bunu iddia edenler de çalmaktan kaçınırlarmış. Çünkü müziği duyan her canlı hatta her eşya parçalanana kadar dans etmeye devam ederlermiş. Bunu durdurmanın tek yolu da çalınan aleti parçalamaktır çünkü çalanı öldürsen bile müziğin etkisi ile çalmaya devam edecektir.

Bu parçadan da görüleceği üzere elfler müziğe ve dansa aşırı derecede düşkünler. Bazen sabah çiyinin olduğu zamanlarda çimenlerin üstünde çember şeklinde izler gören halk, bunun dans eden elferin işi olduğuna inanırmış. Eğer ki o çemberin içine girersen elflerin danslarını görebilirmişsin. Bazıları ise inanırlar ki pazar günü doğmuş kişiler elfleri görebilme gücüne sahiptirler.

Bunun dışında evlerin altında yaşayan küçük boyda elfler hakkında da bazı bilgiler geçer. Bu elfler muzip şakalar yapmaktan hoşlanırlarmış ve evini temiz tutarsan seni güzel şeylerle ödüllendirirlermiş. Tabii sürekli pis tutarsan da seni afallatacak kadar büyük bir şekilde cezalandırırlarmış.

Tabii bu efsaneler, Rönesans döneminin ruhuna yakışır bir şekilde sanatta tekrar keşfedilmişlerdir. Druidic ve Paganik dönemin hissiyatını tekrar yaşatmak amacı ile birçok kişi elfleri ve perileri eserlerinde kullanmışlardır. Edmund Spanser’in “The Feerie Queen” adlı eseri ve William Shakespeare’ın “Bir yaz gecesi rüyası” gibi eserleri içerisinde periler ve elfler birbirlerine geçişli olarak kullanılsa da ilerleyen dönemlerde Grimm ve Anderson eserlerinde daha kendi kimliğine ulaşmış ve farklı bir tür olarak görünmeye başlamışlardır. Hatta bu eserlerde kazandıkları kimlik onları daha insansı ve kişilik sahibi yapmıştır.

Bu eserler günlük hayata git gide daha çok girince günlük hayatta kullanılan eşyaların da ayrılmaz bir süsü haline gelmişlerdir. İngiltere’nin Victoria dönemi eserleri ve mimarisinde ahşap sanatında ve figürlerinde ağaç motifi ve küçük çocuk motifi görülmesinin sebebi de bu etkidir.

Bu yazıyı daha fazla uzatmamak için burada bitireceğim. Ancak ileride Tolkien ve modern zamanda elfleri inceleyeceğim. Daha uzun bir yazı olacağı kesin. Görüşmek üzere.

*E.N; Editör notu