Sabah oldu ve bizimkiler yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Sylvar çoktan durumu benimseyip kahvaltı hazırlanmasına yardıma gitmişti bile. Dışarı çıkmadan bitkinliklerini tamamen atmak için bir gün daha dinlenmeye karar verdiler. Herkes bu süreçte bir şeyin ucundan tutarken savaşta en çok yıpranan Ulrich tam istirahat halindeydi. Gece bir yas hali varken gündüz sanki askerlere bir şey müjdelenmişçesine herkes neşe doluydu. Konağa durmadan gelen kasa, çuval ve fıçılar bir kutlamanın habercisi sayılabilirdi.

Öyle de çıktı zaten. Gün batmadan bizimkilerin şüpheleri ortadan kalktı, bütün hazine Stilben’e götürülüp nakite ve erzağa çevrilmişti. Akşam herkesin karınları bira, keseleri altın dolu bir şekilde şarkı söyleyip kumar oynayışını izlediler. Patrick’in daveti üzerine bizimkiler de artık kayıplarını benimseyip eğlenceye katıldılar. Ortada dövüş ringi oluşturup orada bahisler çevirmeye başladıkları anda Roth da kendini sınamak istedi. İlk üç rakibinde zorlanmadı bile ama en son Kalas Danny’nin meydan okumasını kabul etmek pek akıllıca olmamıştı. Kıran kırana bir mücadele olsa da Danny Roth’a gününü gösterdi. Bu barbarlığı göz ucuyla balkonundan izleyen Ellaine’in dövüş sonrası hafif gülümseyip içeri girdiğini gördüler. Aslında grubun kabiliyetini görüp etkilenmişti Ellaine ama bizimkiler o iş atıyor sandılar. Eh hakkını vermek lazım güzel kızdı, bizimkiler bir sinyal beklediyse artık öyle algıladılar.

O akşam Roth yenilgiyi iyi karşılamadı. Zindandan çıktıkları andan beri artık daha deneyimli ve güçlü savaşçılardı (artık 4. seviye olmuşlardı) ama insanların önünde küçük düştüğünü hissediyordu. Belki normalde bunu umursamazdı ama ezeli düşmanı Jacque’ın da seyirciler arasında olduğunu bilmek onu için için yakıyordu. Grup onun durgunluğunu farketse de pek derdini paylaşmayı seven biri değildi. Konuşmadı.

Bir sonraki şafakta nöbetçiler bile uyuyordu. Öğlene doğru uyanan herkes akşamdan kalma bir şekilde zorlukla görevlerine dönmeye çalıştı. Grup da artık kararını vermiş, bir süre bu birliğe dahil olmuşlardı. Tüm ekipmanları ve para keseleri de iade edilmişti ama hazine keselerinde değildi ki. Patrick onlardan Bogsville köyüne yardıma gitmelerini istedi. Kolcuların söylediği kadarıyla halk artık eski bataklıkta balık tutamamaktan yakınıyordu. Koruma karşılığı Grimfolk’un aldığı hizmet ve erzakları hatırlatıp bu durumla ilgilenmeleri gerektiğini çok da kibar olmayan bir dille anlatmışlardı.

Bizimkiler köye vardıklarında oradaki kolculara yönlendirilmeden önce halk ile konuşmayı tercih ettiler. Köyün muhtarı olan 30’larındaki Hugh yanında cüce demirci Osmond ile onları köyün tavernasında ağırladı. İlk andan itibaren gruba kaba davranıp onlardan hazzetmediğini sürekli belli eden Hugh grubu biraz şaşırtmıştı. “Dandik bir köyün muhtarı bile bize atar yapıyor, neden bu dünyada herkes bu kadar agresif?” diye yakındılar tanrılara. Tanrılar o anda cevaplamadı bu yakarışlarını ama grup ileride bu muhtarın -zaten 30’larında köy muhtarı olması bile aslında ipucuydu- benim eski silah arkadaşlarımdan biri olduğunu, Arcana fanatiklerine karşı savaştığımızı öğrenecekti. Haliyle eski bir İnanç Muhafızı karşısında kendi birliğinin dağılmasına sebep olmuş Arcana Pansophical’ın iki üyesini görmeyi ve bunların bir de köyden haraç alan Grimfolk haydutlarının bir parçası olarak gelmesini pek hoş karşılamamıştı. (Burada küçük bir detay olarak Tal’dorei kıtasında İnanç Muhafızlarının en büyük destekçisi geleneklerine ve dinine bağlı cücelerin şehri Kraghammer, Arcana Pansophical’ın da elf şehri olan Syngorn olduğu verilebilir. Bu yüzden bazen istisnai durumlardan bahsedilmediği sürece elfler ve cücelerin iç savaştaki duruşunu tahmin etmek mümkündür. Bu yüzden Osmond’ın davranışını normal bulup muhtarı garipsemişlerdi.) Ortamı köye girişlerini duyan ve Eklem’i tanıyan genç Cyril’in tavernaya koşması yumuşattı. Oldenburg konağında büyüyen eski uşaklarından biriydi Cyril. Eklem diğerlerinin akıbetini sordu ve bir çoğunun buraları terkettiğini öğrendi. Geriye sadece bir avuç uşak kalmıştı ve Grimfolk geldiğinde hala konağı savunmak isteyen başkahya oracıkta öldürülmüştü, diğerleri de sonrasında kaçmışlardı. Maalesef Lord ve Leydi Oldenburg hakkında bilgi sahibi değildi. Başkahyaya bile bilgi vermeden kaybolmuşlardı bir gece, en azından o nereye gittiklerini bilmediğini söylemişti hep onlara. Cyril onlar kaybolmadan birkaç gün önce ziyaret eden denizci tipli bir adamdan bahsetti ve eşkalini verdi.

En sonunda Hugh bizimkilere eğer gerçekten haydut değillerse bunca insana yardım edeceklerini söyleyip olayı anlattı. Muhtar buralarda yeniydi ama yaşlılardan duyduğu şey, halkın buraya yerleşme sebebinin ve yaklaşık 20 sene öncesine kadar da aktif geçim kaynağının yakındaki bataklık olmasıydı. Bu zenginlik kaynağına rağmen tam bataklık kenarında yaşayan bir düzine hane dışında kimse oraya gitmiyordu. Gidenler yaratıklar görüp ölesiye korkuyor, ikinci kez gitmeye cesaret eden de bir daha geri dönmüyordu.

Uzun uzun anlatırken boğazım kurudu, şu çayı demleyip devam edeyim…