Bizimkiler havanın kararmasına daha birkaç saat olmasına güvenip tarif edilen yere doğru yol almaya başladılar. Yola çıkmadan biraz pazarlık biraz da işin garantilenmesi için otacının desteği ile bir şişe antitoksin almışlardı. Eğer savaşmayı planladığın şey dev bir yılansa cidden akıllıca bir fikir bu. Yolda kaybolma gibi bir şeyden korkmadılar, otacının “çocukları” onlara rehberlik edip grubu gereksiz bir şekilde geriyordu. Bataklıkta yer yer bele kadar sülük dolu sulardan geçip sövseler de grup problemsiz bir şekilde bahsedilen açıklığa vardı. Daha yaklaşırken bir kaç tane 2 adam boyuna yaklaşabilecek çukur buldular. Çocuklar vücut dili ile ilerisini gösterdikten sonra bütün yükü bizimkilere bırakarak ortadan kayboldular.

30 adım anca gitmişlerdi ki yanlarında bir köylünün cesedini gördüler ve ileriden sesler geliyordu. Baktıklarında dev yılan bir çukuru kazan 3 köylüyü izliyordu. Aralarında bir süre tartışıp sürpriz saldırı mı yoksa diplomasi mi diye düşündüler. En sonunda Sylvar “O bize borçlu istesek buralardan gider.” dedi ve selamını vererek yaklaştı. Naganın yüzünde hafif bir tebessüm oldu ve hoş bir şekilde kurtarıcılarını karşıladı. Grup öncelikle neden buraları kazdığını merak etti, naga “Eski bir dostu arıyorum, mühim bir şey değil.” diyerek geçiştirdi. Bizimkiler nasıl şu anda bedeninin tümü ile karşılarında olduğunu sorunca da “Öyle kolay ölmem, siz beni merak etmeyin dostlarım.” gibi yüzeysel cevaplar veriyordu. Grup işlerin istedikleri gibi gitmeyeceğini anlayıp huzursuzlanırken naga da bunu farketmişti. 5. seviyeden bir “Kişi Cezbet – Charm Person” büyüsü bizimkileri yola getirmek için yeterli oldu. Büyünün etkisine sadece üstün iradeli Ulrich direnebildi ama grubu tehlikeye atmamak için bunu belli etmedi. Grup artık yakın dostlarına zevkle çukurun kazılması için yardım ediyordu. Ulrich bu süreçte sürekli naganın gardını düşürmesini bekledi ve sonunda büyüsünü attı. Büyü isabet etse de naga sadece daha öfkeli ve tehlikeli bir şekilde geri bakmıştı.

Söylediği büyülü sözlerle fena bir enerji yarattı, Ulrich bir anda acı ile kıvranmaya başlamıştı. Çevresinde bakan dostları Ulrich’in renginin solduğunu, yüzünün çöktüğünü ve hatta ruhunun çekildiğini gördü. Ulrich “Kurutma – Blight” büyüsünden aldığı hasarı iyi karşılayamayıp olduğu yere yığıldı. Bu saldırı grubun devamını naganın cazibesinden kurtarıp savaşa dahil etmişti. Eklem amcasını kurtarmaya koştu ve şifa büyüsü kullandı. Diğerleri ise tüm güçleri ile nagaya saldırdılar. Naga tüm öfkesi ile üzerilerine bir yıldırım büyüsü atıp üçünü ciddi yaraladı. Şifa büyüsü bilenler buna yöneldi, diğerleri de saldırıya devam etti. Çok yara almış olan naga fırsatını bulduğu anda bir saldırı daha yapmaktansa yanında ışıldayan bir boyut kapısı açıp ortadan kaybolmayı seçti. Tetikte kalıp çevresine dikkatle bakan grup yaklaşık 20-30 saniye sonra bir çığlık duydu ve akabinde kuşların yaklaşık 200 metre ileriden kaçıştığını gördü. Tüm gücüyle oraya koşan grubun gördüğü manzara garipti, naganın cansız bedeni yerde yatıyordu ve çevresinde kimsecikler yoktu. Naga bariz bir şekilde boynuna doğru gelmiş güçlü bir pençe darbesi ile inmişti. Grup cesedi inceleyip çevreye bakarken öncelikle naganın bedeninin o anda parça parça dökülüp eridiğini gördüler. Birkaç dakikayı almadı bedenin tamamen ortadan kalkması, ardına sadece koyu renkli fena bir sıvı bırakmıştı. Sonradan grubu ürküten bir ses duydular. Bir gürleme gibi bir ses değil, nereden geldiği bile zor anlaşılan minik bir varlığın tiz sesiydi bu.

“Anlaşma şartlarına uyamadınız. Sizin grubunuzun öldürmesi gerekiyordu ama hanımım işi kendi yapmak zorunda kaldı. Bunun sonuçları olacaktır. Hanımlar tarafından affedilmek isterseniz onlara en yakın zamanda gerekli armağanları getirin. Aflarına sığınmak dışında bir çareniz yok.” diyerek yanlarına geldi bir adım boyunda yeşilce bir fey varlığı. Her cümlede farklı bir dala atlayan bu varlığın geçişi o kadar hızlıydı ki ışınlandığını düşünebilirdin. Sonra bizimkilerle çok muhatap olmadan gidip dinlenmeleri gerektiğini söyledi. Artık hanımların korumasında değildiler ve bataklık tehlikeli bir yerdi. Grup şaşkın bir şekilde döndü. Köye uğramadan doğrudan konağa gittiler. Saito orada milleti eğlendirmeye başlamıştı bile. Yanlarına gelip hikayeyi dinlediğinde üzüldü, biraz nasihat ve hediyeler ile bizimkilere şans diledi. Nasihatten önce anlaşma yaptıkları için azar geldi, sonrasında bunu bozmanın yolları olduğunu da söyledi ama bu kolay değildi. Şu anlık üç seçenekleri vardı ki bunların biri pek mümkün değildi, mümkün olmayan tabii ki nagayı öldürmek. Yemini ettiğin kişiyi ve bu gücü veren feyleri öldürmek de diğer seçenekleri. Üçüncüsü ise hanımlara armağanlar götürüp af dilemek. Saito, Roth’a belinde taşıdığı kılıcı uzatıp gözleri dolarken “Bu Doris’indi. Adı Fey Avcısı, bizim gibi fey varlıklarıyla savaşmak için tasarlanmış bir silah. Umarım senin sonun Doris gibi olmaz, iyi şanslar.” dedi. Eklem’e de boynunda taşıdığı her tarafından kürk ve fare kuyruğu sarkan garip bir pan flütü verdi, artık ona ihtiyacı yoktu çünkü bu konak Eklem’in eski müzik aletleri ile doluydu.

-Fey Avcısı, feylerden gelen büyülere karşı kurtulma zarlarını avantaj ile atmayı sağlayan ve onlara 1d6 fazladan hasar veren bir paladır (scimitar). Görünüş olarak kabzası birbirine dolanmış sarmaşıklardan oluşur ve el siperi de dışarı doğru uzamış dallardır. Pan flütü de yetenekli biri tarafından çalındığında 1 mil çapındaki fare sürülerini kendine çağırıp onları kontrol edebilir.-

Bizimkilerin ne karar verdiğine artık yarın değinelim, bu akşam biraz yorgunum çocuklar…