Grup konağa döndüğünde Ellaine ve Patrick’e durumu anlattı ama aradıkları sempatiyi bulamadılar. Sonuçta hala grubun problemi çözmesini bekliyorlardı ve gördükleri kadarıyla işler daha da kötüye gitmişti. Ertesi sabah yola çıkıp kaderleriyle yüzleşmeye gittiler ve görüştükleri kişi Hanımların sözcüsü otacı teyzeydi. Otacı yüzünde nahoş bir ifadeyle sanki her şeyin böyle olacağını bilmişçesine grubu karşıladı ve pencereden başını uzatıp bir şeyler fısıldayarak Hanımlar’a haber gönderdi. Gergin bir şekilde hoşbeş ederlerken sadece 2 dakika geçmişti ki pencere tıklandı. Göz ucuyla görebildikleri o yeşil ufaklık haberi taşımıştı. İyi haber denebilecek şey Hanımların grupla görüşmeyi kabul etmesiydi, şimdi grup çocukların eşliğinde Hanımların evine doğru yol almaya başlayacaktı. Bundan önce otacı onlara saygıda kusur etmemeleri konusunda uyarılarını yaptı, bu gerçekten Hanımların gazabından kurtulmaya çalışırken önemli bir noktaydı.

Daha otacıyla görüşmeye gitmeden grup biraz planlarını tartışıp kesinlikle bodoslama bu savaşa dalmamaları gerektiğini, bu yüzden herkesin eline ve ağzına hakim olması gerektiğini konuşup anlaştılar. Hanımlar görüşmeye giderken grubun silahlarını bırakmasını bile talep etmemişti. Bariz bir şekilde kendilerine güveniyorlardı ve grubun böyle bir ahmaklık yapmayacağını düşündüler. Yolda ilerlerken arkalarındaki suda göremedikleri, saklanan bir varlığın onları takip ettiğini farkettiler. Bu muhtemelen çocuklardan biri değildi çünkü onlar açıktan gruba eşlik ediyordu. Hanımların görünmez olanları ve suda yaşayanı olduğunu bildiklerinden muhtemelen onlardan biri bizi izliyor diye düşünüp devam ettiler. Sonunda kulübeye varıldı. Çevresi yer yer dize gelen su birikintileriyle dolu olan küçük bir ahşap evdi bu. Çocukların ikisi kapı önünde bekleyip grubu içeri davet etti, girdiklerinde çirkince bir yaşlı kadın ortada kazanıyla uğraşıyordu. Yanında üzeri örtüyle kapalı bir masa vardı ve raflarda kitaplar sıralanmıştı. Grubun sağı ve solu ise çeşitli boylarda kafesler ile doluydu, bazılarında hala canlı hayvanlar vardı.

Kadın konuştu, “Demek ki anlaşmayı yerine getirmeyenler sizsiniz. Söyleyin bakalım, neden bizimle görüşmek için bu kadar ısrar ettiniz? Daha da önemlisi yanınızda armağan görmüyorum, bu şekilde mi af dileyeceksiniz?”. Grup durumu açıklamaya çalıştı, “Siz hile yaptınız. Biz aslında anlaşma gereğini yerine getirdik.” gibi hadlerini aşan cümleler çıktı ağızlarından. Hanım pek hoşnut olmadı konuşmanın gidişatından ve onlara aslında bulundukları duruma göre çok hafif sayılabilecek bir ceza, yani basit bir görev verdi. “Artık bize çok sorun yaratmaya başladı, Bogsville muhtarı Hugh’un kafasını getirin biz de sizi azad edelim.” dedi soğukkanlı ses tonuyla. Bizimkiler bunu yapmayacaktı ve çoğunun aklında buradan uzaklaştıktan sonra artık yerini de bildikleri evi gözetleyip onları gafil avlamak vardı. Çoğunun diyorum çünkü tahmin edebileceğiniz ufaklık, bu gergin konuşma sırasında cadıya saldırmak için büyü enerjisini oluştururken, kafeslerin üzerinde oturan yeşil bir cadı figürü belirip gönderdiği karşıbüyü enerjisi ile o büyüyü defetmişti. Okuduğum eski kitaplardan birinde büyük bir komutan böyle durumları şu sözüyle özetlemiş, “Alea iacta est – zar atıldı”.

Artık herkes silahına davranmıştı ve bu savaşa dahil olabilmek için adeta sıralarını bekliyorlardı. Hızlı davranıp büyülerini kullanmak isteyen büyücüler bu sefer de diğer yandaki kafeslerin üzerinde beliren yeşil cadının karşıbüyüsü ile karşılaştı. 3 cadı da büyücülere soluk aldırmıyorlardı. Bu durumu Saito’nun verdiği bilgiler doğrultusunda neredeyse herkes tahmin ediyordu. Neredeyse diye belirtiyorum yine çünkü bariz bir şekilde Sylvar grubu ölüme sürüklemişti. Savaş başlayınca konuştukları cadı illüzyonu bozup gerçek yüzünü gösterdiğinde herkes bir irkilmişti. Korkmasını en son bekleyeceğim dostum Ulrich gerçekten dehşete kapılan tek kişi oldu. Bunu fırsat bilen cadı fena bakışlarını Ulrich üzerinde yoğunlaştırdı ve zavallı oracıkta olduğu yere yığıldı. Yandaki yeşillerden biri ise yaptığı büyü ile gözlerini karartıp bizimkileri efsunlamayı denedi (6. seviye büyü Eyebite – Kem Göz). İlk hedefi yakın mesafede en tehlikeli olan birey Roth’du. Büyücüler üzerinde bariz bir üstünlük sağlamışlardı zaten, onlardan korkmadılar. Roth Fey Avcısının gücüyle bu feylerin büyülerine karşı çok daha avantajlı durumda olsa da direnemedi, olduğu yere yığıldı. Geriye büyülerinden başka gücü olmayan ve onları da an itibariyle kullanamayan üç büyücü kalmıştı. Cadılar yıldırımları gönderip bizimkileri kavurmaya başladı, yeşiller güçlü pençelerini kullanmaktan da çekinmiyorlardı. Eklem’in amcasına şifa verme çabası bile karşıbüyüler ile boşa gidiyordu. Artık cadıların da gücü tükeniyor olsa gerek bir süre sonra büyücüler serbestçe büyü yapmaya başladı ve karşı saldırıya geçtiler. Eklem Ulrich’i tam yine kendine getirmişti ki üzerlerine vuran bir yıldırımla ikisi birden yığıldılar. Grubun çoğu yerdeydi ve durum vahim görünüyordu. Ta ki onları takip eden şeyin cadılardan biri değil de görünmez bir Ellaine olduğunu öğrenene kadar.

3 cadı ve 4 “çocuk” ile uğraşan grubun üzerine kızıl bir ışın geldi ve orada sanki bir zanaatkarın ustalığıyla biçimlendirilmiş bir alevtopu patladı. Alevler gruba hasar vermeden çevrelerindeki herşeyi mahvetmişti. Arcana ufaklıkları yanlarındaki sağlık iksirlerini yerde yatan iki rahiplerine içirip onları savaşa yeniden dahil ettiler, kadersiz Roth hala bilinçsiz bir şekilde savaşın dışındaydı. Saldırılar devam etti ve ufaklıklar da artık her nefesin son nefesleri olabileceğini farketmişlerdi. Rahipler şifa büyüleri ile destek verip grubu hayatta tutmaya çalışırken ikinci alev patlaması da geldi. Alevler kaybolduğunda evin ortasında mavi cadının cansız yattığını gördüler, aldıkları bilgi doğrultusunda artık üstünlüğün onlarda olduğunu biliyorlardı. Görünmez olup kaçmaya çalışan yeşil cadılardan birine engel olup indirebildiler ama diğeri ardında iz bırakmadan ortadan kayboldu.

Durum kötüydü; takip edilemez ve her an her yerden çıkabilecek bir düşman edinmişlerdi ve Eklem’in üzerindeki fey büyüsünü de kaldıramamışlardı. Üçüncü cadı hayatta olduğu sürece bu büyü devam edecekti. Üstüne bir de, haklı bir şekilde, savaşı tek başına kazanmış gibi davranıp evde bulabildiği tüm değerli eşyalara konan Ellaine de olabilecek tüm ödülü ellerinden almıştı. Grubun karşı çıkabilecek gücü yoktu, ikinci kez Grimfolk’un hazinelerini alışını izlediler. Eve dönüşte otacıya uğradılar ve kadını tehdit ettiler. Yaşlı otacı göğsüne kazınmış mührü gösterip hizmetinin keyfi olmadığını söyledi ve “Madem başlayıp tüm düzeni altüst ettiniz bu işi bitirin!” diyerek o korkunç şekilde hareket eden gözünü yerinden söküp gruba teslim etti. Göz hala ellerinde bile sağa sola dönüyordu, bu yüzden hemen bir beze sarıp çantaya koydular. Otacının dediğine göre eğer bu göz ezilirse cadıları bir süre kör edebilirlerdi. Grup teşekkür bile etmeden yaşlı kadının yanından ayrıldı. Kadının fedakarlığını ya da bunun aslında bir elveda olduğunu farkedememişlerdi. Konakta dinlendiler ve sabahına otacının ölüm haberi ulaştı. Boğazı uykusunda minicik bir bıçak ile kesilmişti, grubun bunu neyin yaptığından şüphesi bile olmadı. Minik yeşil ufaklık ve annesi hala bölgedeydi ve intikam peşinde koşuyorlardı.

Bizimkilerin maceraları tabii ki burada bitmiyor ama bu akşamlık yeter çocuklar, yatma vakti geldi…