Stilben’e döndüklerinde hava kararmıştı ama grup vakit kaybetmeden wyvern kafasını verip ödülü alma peşindeydi. Doğrudan kışlalara doğru gittiler ve nöbetçilere olayı anlatınca yüzbaşı Maxwell’e yönlendirildiler. Yüzbaşı grubu tebrik edip zehrini alıp almadıklarını sordu. Çıkarları doğrultusunda yalan söylemekten çekinmeyen Eklem yüzbaşını ikna etti ve konuşma sürdü. Maxwell’in kayıtlara geçmek için maceracı gruplarının ismini sorması onları afallatmıştı. Aralarında biraz tartışma sonucu verdikleri karar “Gladio Populi – Halkın Kılıcı” oldu. Ne kadar bu isme yakışır davranışta bulunamamış olsalar da güzeldi. Tabii ki bizimkilerden bahsettiğimiz için maceraları bu kahramanlıkla bitmemişti, bir hainlik gelecekti. Zehir etkisini kaybetmeden onu satmaları gerekliydi ve grup hala kendi aralarında bunun yapılıp yapılmaması gerektiğini tartışsa da, artık grupta Eklem ve Sylvarın isteğinin olacağını benimsemişlerdi.

Wyvern avına gitmeden önce Wilfix ile görüşmelerinde, olur da ellerine bir miktar zehir geçerse bunu nasıl nakte çevirebileceklerini sorduklarında, Wilfix onlara otacı usta Otto’yu bulup gece çiçeği tohumu istemelerini söylemişti. Kesinlikle bu konuyla bağlantısı olmadığını ve anılmak istemediğini de belirtip çekilmişti. Tam da o yaşlı şeytandan beklenen hareketler bunlar. Grup ellerindeki zehirden bir an önce kurtulmak istiyordu, bu yüzden sabah saatlerinde yol sora sora bu ünlü otacının evini buldular. Şehrin ortasında yükselen kayalardan birinin bitişiğine kurulmuş alçak bir yapı ve içine oyulmuş bir yerdi gördükleri, dükkanın eski ve yosun kaplı bir tabelası da vardı “Kökten Çözüm”. Sorunları bitki kökleriyle çözen bir adam için bile hoş sayılmazdı bu kelime oyunu. Gördükleri kadarıyla daha çalışma saatlerine başlamamıştı, yine de kapıyı çaldılar. Açan olmayınca Sylvar “Bu adam daha uyanmamış, muhtemelen akşamdan kalma. Dur ona kahvaltılık alayım.” deyip bir gnome’a fazla gelecek kadar çörek alıp geldikten sonra kapıyı ısrarla çalmaya devam ettiler.

Haklı da çıktı. Gerçekten kapıyı öfkeyle açan adamın gözleri daha kapalı sayılırdı ama yüzüne bakıldığında bir gecelik uykusuzluktan çok hastalık ya da düzenli madde kullanımının yol açabileceği tipte çökmeler ve morluklar vardı. Çörekleri gösterip gece çiçeği tohumu soran gruba ne kadar hiddetle baksa da içeri davet etti. İçerisi her tür otun güçlü kokularının bir karışımı ile doluydu, nefes almakta zorlandılar. Otto ise hiçbir şey söylemeden taburesine oturdu, bir uçtan çörekleri yemeye başladı bir uçtan da piposunda çok ağır kokan bir tip tütünü çekiyordu. Grup sonunda sadede gelip kuyruğu çıkardı. Karşılığında aldıkları teklif iki sağlık iksiri olmuştu. Uzun pazarlıklar sonucu adamı altınla ödemeye ikna edemediler ama Sylvar üstüne 10 altın değerinde halüsinojen mantar da aldı. Onların gözünde adam bir bağımlıydı ve bu zehri de yine uyuşturucu üretmek için kullanacaktı. Kendi deneyimlerinden bu zehrin bayıltma ya da zihni bulandırmaya yönelik olmadığını biliyorlardı, doğrudan öldürecek güçte bir toksindi. Buna rağmen kendilerini kandırıp elde ettikleri ek gelir ile mutlu mesut ayrıldılar. Gruba yeni dertler katmaktan usanmayan belalı yarım adam şimdi de gizliden o mantarları tüketmeye başlayacaktı.

Başarılı bir görevden sonra özgüvenleri yerine gelen grup artık yeniden cadı ve naga ile savaşmaya hazırdı. Wilfix’ten aldıkları bilgiler ile dev yılanın da bir naga olduğunu öğrendiler ama hala onu sadece geçici olarak kovabileceklerini biliyorlardı. Gladio Populi konağa döndü ve orada kalırken cadılarla savaşlarının üzerinden yedi gün geçtiğinde Eklem kötü bir rüya gördü. Uyandığında yine üzerindeki büyü aktif olmuş onu bir şey yapmaya zorluyor ve iradesini sınıyordu. Daha kötü kısmı rüyasında naganın onla konuşup her şeyi tatlıya bağlamak için buluşmak istediğini söylemesiydi. Oturup Patrick ve Ellaine ile konuştular, yardımlarını istediler. Şahsi görüşümce iyi ya da kötü olmaları tanrıların vereceği karardır, yaptıklarının gerçekten yönetim mi yoksa haydutluk mu olduğu da tartışılır ama insanlığa karşı bir tehlike karşısında onlar ve altı kolcuları bizimkilere katılmak için gönüllü oldular.

Herkes hızlıca hazırlandı. İlk defa Patrick’i zırhının içinde gördüler, zırha yeni Grimfolk desenleri ve arması işlenmiş olsa da kendi soyunun armasını çıkarmamıştı. Ellaine de seyahat kıyafetlerini giyip güne özel büyülerini hazırlamak için ayrılmışken Sylvar mutfağa girip kahvaltı hazırladı. Yine aptalca bir macera arayışı içerisinde Ellaine için hazırladığı yemeğe halüsinojen mantardan koydu. Zorlu bir savaşa girmeden önce müttefikini zehirlemek ancak onun gibi bir ahmaktan beklenirdi zaten. Ellaine yemekten biraz yedikten sonra kötü hissetmeye başladı, izin isteyip dışarı çıktı ve duyulan öğürtülerden sonra yüzü yıkanmış ve makyajı akmış bir şekilde geri geldi. Yemekteki baharatın midesine dokunduğunu ama hemen kendine geleceğini söyleyip yine odasına döndü ve makyaj tazeleyip geldi. Sylvar şanslıydı ve tanrılar o anda onu koruyor olmalıydı, yoksa ordusu olan bir kişiyi bariz bir şekilde zehirlemeye çalışmanın sonucu hoş olmazdı. Özellikle bu kişi parmağını şıklatarak grubu kavurabilecek güçte bir büyücüyse.

Savaşın detaylarına birazdan gireceğim çocuklar, azıcık işim var şimdi…