Grup tamam deyip kapıya doğru hareket etmeye başladığında Eklem’in kendini ve Roth’u, diğerlerinin de kendilerini görünmez yapması dışında hiçbir planları yoktu. Artık büyücüler 2. aşama büyülerine sahiptiler ve savaşçılar da bunu yansıtacak teknikler öğrenmişlerdi ama bunların uygulamasını ilk defa bu minik goblinlere karşı kullanacaklardı. (2. aşama diye çevirdiğim kısım D&D’nin “Tiers of Gameplay” olarak bahsettiği kavramdır. 1. aşama, 1-4 seviyelerini kapsar ve burada maceracılar sınıflarının özelliklerini yavaş yavaş öğrenen, sıradan insanın üzerine çıkmaya başlayan ve kendini kanıtlayan kişilerdir. 2. aşamadan itibaren artık tek başlarına bile çok ciddi tehdit oluşturabilecek, yavaş yavaş kahraman tanımına uyan güçlere sahip olurlar. 5-10 seviyelerini kapsayan bu aşamanın daha en başında alev topu atıp kasabaları yerle bir etme, bir ölüyü diriltme gibi güçlere erişilir. 3. aşama 11-16 seviyeleri arasında nadir ölümlünün erişebileceği gücü temsil eder ve 4. aşama 17-20 arasında artık bu ölümlülerin tanrısal varlıklara kafa tutabilmesini sağlar. Bu tip mekanik detaylar hikaye akışını bozsa da yeni arkadaşlarımıza bir şeyler öğrettiği için affedilebilir diye umuyorum.)

Grup kapının önüne geldiğinde Kim-Bim yandan sinsice kayalara tırmanıp içeri atladı, çok kısa bir süre sonra kapıdan “trık” diye bir ses geldi ve gıcırdayarak aralandı. İşte o anda kapının ardından duyulan hırlama sesleri grubu tedirgin etmişti. Görünmez olarak şefe kadar ulaşma fikrinin, onları kokularından tespit edebilecek bu köpek ya da daha iyi bir tahmin ile worglar karşısında imkansız olduğunu hissettiler. Artık her saniyenin önemi vardı ve hepsi bir anda olaya dahil olmak istedi. İlk davranan Sylvar oldu, kapıyı aralayıp kazıklar boyunca sinsice ilerledi. Bunu farkeden Roth diğerlerinin girişini kolaylaştırmak için dikkatleri üzerine çekmek istedi, görünmezliği bozdu ve worglardan birine tüm gücüyle saldırmaya başladı. Worglar karşılık verdi ve Roth’u çevrelediler. Dostlarını yalnız bırakmak istemeyen Eklem ve Xaeniver de dışarıda kalıp büyüleri ile bu 3 worga saldırdılar. Artık savaş başlamıştı ve goblin katliamı kaçınılmazdı. Tabii ki goblinler de durup izlemediler. Yanlarda gördükleri derme çatma kule ve balkonlardaki en az bir düzine goblin yaylarını gerdi ve görebildiklerine doğru bir ok yağmuru gönderdi. Roth ve Eklem zırhları sayesinde az çok korunabilmişti ama bundan Xaeniver’in çok canı yandı.

Bu karmaşayı fırsat bilen Sylvar hala görünmezliğini koruyup kaosun ortasında sessizce ilerlemeye devam etti. Girişte Roth tüm gücüyle darbelerini vurmaya devam ediyordu ve worglardan birini indirdi. Eklem ok yağmurundan korunabilmek için bir sis bulutu yarattı. Bu bulut yanlarındaki worglara karşı etkili olmasa da okçuların isabetini düşürmeye yardımcı olacaktı. Xaeniver yeni eriştiği toplu hipnoz büyüsü ile sol balkonu etkisi altına almayı deneyip sonra surlara yapışarak okçuların görüşünden çıkmayı denedi. Büyü başarılıydı, belki de yarım düzine goblin ahmakça havada dönen ışıklı desenleri izleyip savaştan kopmuştu. Worglar saldırmayı bırakmadılar ve bu süreçte sağ balkondaki goblinler sis bulutu ve Roth’a doğru saldırılarına devam etseler de başarı oranları düşmüştü. Sol balkonda ise zavallı bir goblin dostlarını teker teker sarsıp kendilerine getirmeye çalışıyordu.

Savaş devam ederken Ellaine’den gördüğü büyüye artık erişimi olan Sylvar, belki de tek bir alevtopu ile savaşın kaderini değiştirebilecekken sinsice ilerlemeye devam etti. Roth artık yaralıydı ama daha önce hiç görmedikleri bir hızla saldırılarına devam edip bir worg daha indirdi. Xaeniver üçlü alev ışınları ile Roth’a yardım etti. Eklem ise güçlü bir ses patlaması ile yapılara inanılmaz yıkımlar verebilecek büyülere sahipken balkondaki goblinleri uyutmayı seçti. Worg ve sersemlikten çıkmış, uykudan uyandırılmış goblinler saldırıya devam etti. Artık dışarıda herkes yıpranmış durumdaydı, yardımlarına ne Kim-Bim koştu, ne de Sylvar.

Sylvar artık avludaki goblinlerin çekilip kapattığı maden kapısına varmıştı ama arkasında kaos devam etti. Son worg indi, yeniden hipnoz büyüsü kullanıldı, Eklem bayılmamak için büyüsü ile yaralarını kapattı. Sonrasında gelen tek tük okların arasında minik büyüler ile bu goblinler avlanırken Sylvar yardım etmeye karar verdi ve o da küçükten alev okları göndermeye başladı. Biraz daha süren bu savaşta goblinlerle birlikte grup da tükenmişti. Artık her şey bitti diye düşünün Sylvar diğerleri gibi surların arkasında korunaklı bir yerde değil de, avluda açıkta görünmezliğini bozunca bir anda aldığı dört ok darbesi ile ne olduğunu anlamamıştı. Grup vakitlerinin olmadığını bildiği için içeri devam etti. Eklem son kez yaralarını kapattı, Roth derince soluklanıp gücünü topladı, ama Xaeniver hem büyü gücü hem de sağlık açısından tükenmiş hali ile daha çekingen duruyordu.

Kapı kırıldı, içeri girdiler. Pusuda bekleyen iki goblin okçuyu altetmeleri zor olmadı. İlerledikçe 3 tane daha üstlerine koştu ama onlarda hızlıca hiç oldu. Bulundukları madende Xaeniver az önce goblinlerden birinin pusuda beklediği fıçının ardına geçip siper aldı ve küçük destekler verebildi. İleri ve sağa giden yollar gördüler bu dar cüce madeninde, sağa giden kısma üzerine ışık büyüsü kullanılmış bir taş atıp korkuyla kaçışan bir goblini izlediler. Taşın düştüğü yerden bir çok kola ayrılan bir yol ağzı görülüyordu. Sylvar tam ortasına bir alev topu atıp belki de bir deste goblinin yanarken attığı çığlıklarını dinledi. Patlama sonrası ilerideki tünelde bekleyen büyücü goblin şefi yanında iri yarı korumaları ile ortaya çıktı ve elindeki asadan attığı 7 tane büyülü misil ile Sylvar’ı yeniden şoka soktu. Diğerlerinin de küçük destekleri sonrası Sylvar kanındaki gücü toparlayıp alev topu büyüsüne yeniden erişti ve şefin üzerinde bir patlama daha yarattı. Toz dağılırken korumalardan birinin yerde cansız yattığını diğerinin de zorla ayakta durduğunu gördüler. Şef de korkunç durumdaydı ve ilk fırsatta geldiği tünele doğru depar attı. O gözden kaybolduğu anda tünelden bir ışık parlaması görüldü ve daha önce Wilfix ile ışınlanırken duydukları o boyutsal sesi duydular. Grup kalan korumayı da indirip dikkatli yaklaşmaya çalışırken tünelin ilerisinden bir hırlama ve sonrasında da şefin acı çığlıkları duyuldu.

Yavaşça yaklaştıklarında Eklem gördükleri manzaraya anlam verebilen tek kişi oldu. Worga benzeyen ama bariz farkları olan bir varlık şefin bedenini yiyordu. Tam içeri girdiklerinde şefin bedeninden ayrılmış kafasını ağzında ezen bu koca yaratığa baktılar ve gözgöze geldiler. Yaratık “Anlaşmamız bu kadardı, siz de isteğinize kavuştunuz ben de. İşime karışmazsanız buradan herkes canı yanmadan ayrılabilir.” dedi. Bu diğerleri için anlamsız gelse de kolejde din eğitimi almış olan Eklem karşısındaki yaratığı tanıdı. Gehenna’nın alevlerinden gelen bu varlık bir iblisti. Onlara verilen ad Barghest’tir ve zamanında Gehenna iblis lordlarına yardım sözü verip tutmayan goblinlere lanet olarak gönderilir. Aralarında doğarlar ve goblinleri yedikten sonra ruhlarını bile tüketirler. Bir barghest 17 tane güçlü goblin ruhu tükettikten sonra Gehenna’ya gidip doğrudan generalin emrinde asker olabilir. Neden mi 17? Bu Maglubiyet’in (goblin tanrısı) tutmadığı 17 sözünü simgeler. Bunları bilen Eklem aslında onunla birebir düşman olmadıklarını kavrasa da bir iblise istediğini verme fikrine yanaşmadı. Tüm grup saldırdı ama barghest bir ısırık daha aldı şefin bedeninden. Onlara saldırmadığını farkedince artık son bir ısırığı kalan bu şefin bedenini kurtarması gerektiğini anlayan Eklem, yaratığın zihnine illüzyon göndererek bedenin toprağa karışıp kaybolduğunu gösterdi. İşte buna sinirlenen barghestle son bir savaş verdiler, yeniden yaralandılar ama galip çıktılar.

Sonrasında Xaeniver büyü tespit edip madeni anomalilere karşı taradı ama bir gariplik yoktu. Şefin bedeninden arda kalanda da farklı bir aura sezmedi. Tek farkettiği şefin tuttuğu asanın büyülü olmasıydı. En azından işlerin daha da karmaşıklaşmamasına sevinen grup asayı aldı, çevreyi karıştırıp buldukları değerlileri ceplerine attı ve eve geri döndü.

Bu sefer dolu dolu konuştuk, yarın size garip büyücü Faruqh ve Eklem’in ailesini arayış serüvenini anlatayım.