Silmariller ve Fëanor, Çizer: Steamey

Önceki yazımızda elflerin kültürel ve etimolojik kökenlerine bir giriş yapmıştık. Gönül isterdi ki Rönesans ve Sanayi Devrimi sırasında da peri ve elf kültürünü gözlemleyebilseydik. O dönemde çıkan müziklerin, eserlerin ve yazarların bu kültüre katkısı çok büyük. Andrew Lang’in peri kitapları veya Oscar Wilde’ın annesi olan Lady Jane Wilde’ın topladığı hikayeler de incelemeye değer. Fakat bunlar FRP kronolojisinde en fazla geçiş dönemi eserleri olabileceklerinden doğrudan Tolkien’e geçiş yapmak istiyorum.

John Ronald Reuel Tolkien

Tolkien çoğu insan tarafından fantastik kurgunun babası olarak görülür. Tabii ki de bu şekilde görülmesine şaşırmamak gerekir. Kendisi dil bilim, destan ve de edebiyat konusunda çok dolu, çok meraklı, çok tecrübeli bir isimdir. Özellikle de Kelt, Fin ve İskandinav mitoslarına olan hakimiyeti ve iştahı övülmekle bitmez.

Tolkien gençliğinden beri yazmaya ve araştırmaya meyilli idi. Fakat onun bu merakını fantastik edebiyata dökmesinin sebebi İngilizlere kendilerine özgü bir mitos bırakma isteği idi. Birleşmiş krallığın ve komşularının kendilerine özgü çok has ve güçlü destanları vardı. Ancak Fransa bölgesi ve İngiltere’nin merkezi kısımları gerek Roma ve Germen kabilelerinin İngiltere’yi 500’lü yıllarda mesken tutması gerekse Hristiyanlığın yayılışı İngiliz mitosunun komşularınınki kadar güçlü olmasının önüne geçmiştir. Tolkien’i yazmaya iten de işte bu boşluğu doldurma arzusuydu.

Lord of The Rings

Christopher Tolkien’in derlediği 13 ciltlik “History of Middle-Earth” cildine göre Tolkien bu eserini bulduğunu iddia edecekti. Böylece o özgün mitolojiye yapay bir anonimlik katacaktı. Bununla birlikte eserin içinde İsa hakkındaki bir kehaneti de koyarak tıpkı İskandinav mitolojisinin yaptığı gibi bir Hristiyanlaşma sürecini de evrenine katmaya çalışmıştır. Ancak maalesef ki bu kararları kitabına aktaramamıştır. Aslında tek bir kitap olmasına rağmen yayınevinin pazarlama stratejisi ile 3 kitaba bölünmüştür. Bütün bunlara rağmen kitap fantastik kurgunun başlangıcı kabul edilir. Ben fantastik kurgunun daha eskilerde dayandığına inansam da Tolkien var olan bu folklorü kendi yöntemi ile tekrar düzenlemiş ve işte bu düzenlenmiş hali ile kendinden sonra gelecek bir sürü eserin de kullanacağı bir şablon oluşturmuştur. İşte bu noktalar da:

  • Orclar: Normalde böyle bir ırkı folklorlerde ve dilde bulamayız. Her ne kadar “Fomorlar”dan esinlendiklerini düşünsem de has bir Tolkien yaratımıdır.
  • Hobbitler,: Peri ırkından esinlenilmiş olabilecek olsa da tamamen Tolkien’in yaratımıdır.
  • Entler: Entler ile benzeri rolleri taşıyan periler vardır ama görünüş, tarih ve yapı olarak entler kendilerine hastırlar.
  • Sauron: Eski folklorlerde kötü krallar ve güçlü kötücül varlıklar vardır. Ancak bir hikaye boyunca etkisini bu kadar güçlü hissettiğimiz, önemli ve sürekli etkiye sahip bir kötücül otorite figürü de Tolkien’in edebiyata hediyesi.
  • Yarı ırklar: Önceden de folklor ve edebiyatta elf kanı taşıyan, periden doğma çocuklar vardı. Ancak bu çocuklar ya anne babadan tamamen farklı bir ırk olarak gelirken (Dede Korkut hikayelerindeki tepegöz gibi) çekinik ırk ise kandaşlarınca kabul edilir ve bu güçle sihir yapabilir.

Bunun dışında Tolkien’in yazdığı hikayenin olay örgüsünün ve arka planının, gelecekte kullanılan birçok esere ilham kaynağı olmasını da işin içine dahil edebiliriz. Ancak yapmış olduğu 3 çağ arka planı temelde Yunan mitolojisinin ve İrlanda mitolojisinin zaten içinde bulunan yapısal özelliklerdir. Yine de bu özelliklere kendine has anlatımını ve yapısını kattığı için fantastik kurgunun bu ögeleri Tolkien’in yarattığı haliyle aldığını söyleyebiliriz.

Bununla birlikte kendisi yaratmasa da kendine has bir çok özelliği dahil ettiği elfler ve cüceler de fantastik kurguya Tolkien’in yarattığı şekli ile yayılmışlardır.

Silmarillon ve Elfler

Eru Iluvatar ,Tolkien’in yarattığı evrenin tanrısı, kendinden Ainur denen ilahi varlıkları yaratır. Bu ilahi varlıklara şarkı söyleterek kendi dünyasının kaderini ve tarihini, olacakları ve olmayacakları tüm evrene işler. Bunu yaptığı sırada Melkor (sonraları Morgoth olarak anılacaktır) kendi şarkısını söyleyip tamamen kıramasa da tüm yaratılış şarkısının harmonisini bozar. Eru, Ainurlar’a planlarını açıklamaya başlar. Tabii bu açıklama her ayrıntıyı içermiyor, özgür irade ile açılacak olan kaderin anlaşılması gereken parçalarından ibaret oluyor. Daha sonra Eru isteyen Ainurlar’ın dünyaya gidip yaratımda katkıda bulunabileceğini söyleyip planlarının açılmasını izlemekle meşgul olur.

Ainurlar dünyayı yaratmakla meşgulken, Eru kutsal ateşini kullanarak iki ırk yaratır. Bunlar elfler ve insanlardır. İlk olarak topraklarda elflerin yürüyeceğini buyurmuştur Eru. Öyle de olur. İlk doğanlar olan elfler, Orta Dünya’da bulunan ilk ırk oluyorlar, öyle ki onlar yürüdüklerinde güneş yaratılmamıştır.

Elflerin hikayesi 3 çift olan Imin ve Iminyë, Tata ve Tatië, Enel ve Enelyë ile başlar. Bu 3 çift doğuda uyanıp batıya doğru bir seyahat yaparken 30 çift daha bulurlar, biraz daha ilerledikten sonra kendilerince varlıkları şarkılar söyleyerek isimlendirip 42 çift daha bulurlar. Bu 72 çifti ilk 3 çiftimiz çeşitli sayılarda sahiplenip temelde ilk soyların tohumunu atarlar. Ancak bu çiftler düzgün bir yaşam kuramadan Melkor, Oromë kılığına girerek onları korkutur ve ürpertir. Bunu yaptıktan sonra gerçek Oromë’yi gören elfler korkarlar, kaçıp saklanırlar. Melkor kaçan elfleri kaçırır. Kaçmayan elfler 3 adet elçi yollarlar ve öğrenirler ki batıda onları cennet kadar güzel topraklar beklemektedir. Bir kısmı çekingen olduğu için orta dünyada kalmayı tercih ederken çoğunluğu batıya göçer. Melkor’un karanlık diyarından korkan elfler de Orta Dünya’da kalan elflerin yanına sığınır.

Elimizde şöyle bir elf soy ağacı oluşur:

  • Avari: Batıya göç etmek yerine Orta Dünya’da kalan elfler. Maalesef ki Tolkien bunlar hakkında çok şey girmediği ve sürekli retconladığı için çok şey bulamayız. Ancak içlerinden birisinin kara elf olacağını biliyoruz. Bu elflerin Dökkálfar olmasının amaçlandığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hristiyanlaşmaya başlamış İskandinav mitolojileri kara elfleri ne şeytan ne de melek olan, insanlarla yaşamayı tercih etmiş bir tür olarak ele alırlardı. Tolkien mitosu da o kafada bir mitos olduğundan ötürü, insana daha yakın (tabii asla tinsel manada değil) bir ırk olacaklarını söylemek zor olmaz. Betimlenen vahşi elf tiplemesi de bunu az çok desteklemekte.
  • Noldor: Bilgi ve öğrenme isteği ile dolu olan Noldorlar, bu özellikleri sayesinde çok kaliteli demirci, sanatçı, savaşçı çıkarmışlardır ve genel olarak Orta Dünya tarihini önemli bir şekilde etkilemişlerdir. Ancak onların bu bilme arzuları, elfler arasında yozlaştırılmaya en müsait elfler olmalarına sebebiyet vermiştir.
  • Telari: Batıda bulunan ölümsüz diyarlara göç ederken ölümlü diyarın muazzamlığını daha iyi görebilmek için sürekli molalar vermiş bir grup deniz ve macera tutkunu elflerdir. Bu elflerin bir kısmı batı diyarlara gitmemiş ancak batının bilgeliği ve bilgisi bahşedilmiş olan Sindarlar olmuşlardır. Bazıları batı yolculuğunda iken güneye gitmiş, orada yerleşik hayata geçmiş ve Naldorlar olmuşlardır (Legolas bunlardandır). Bir kısmı da denizi çok sevdikleri için Orta Dünya kıyılarını mesken tutmuş olan Falathrimleridir. Naldor ve Falathrim elflerinin krallıkları yıkılınca birleşip Laiquendi olmuşlardır.

Bunlar olduğu sırada elfleri korkutan Melkor hapsedilip reforme edilmeye çalışılmıştır. İyileştiği izlenimi veren Melkor, gizlice elfleri döndürmeye ve kaos yaymaya çalışmıştır. Bunu yapabilmek için, en iyi manipüle edebileceği soyun Noldor soyu olduğuna kanaat getirmiş ve spesifik olarak Feanor’un üzerine oynamıştır. Noldor prensi ve Noldor kralı Finwe’nin varisi olan Feanor, türünün en yetenekli üyelerindendir. Işık veren çift ağacın ışığını Silmariller’i yaratmakta kullanmış olan Feanor, Melkorun araya nifak tohumları sokmaya çalışması yüzünden kardeşi Fingolfin ile arasını savaşacak kadar kötü hale getirmiş ve iki ağacın öldürülmesi sonrasında Melkor babasını öldürüp değerli hazinesi Silmariller’i çalmıştır. Feanor sonunda Melkor’dan bağımsız ikinci bir kötü olmayı başarmıştır. İntikamını almak adına yemin etmiş, önünde duran herkesi katledeceğine ant içmiştir. Ainurlar’ın en güçlüsü olan Valarlar’ı hiçe saymış, Orta Dünya’ya gemi ile gitmesi gerektiği için gemilerini ona vermeyen Telariler’i katletmiş, soykırım gerçekleştirmiştir. Bunların ardında gelecek savaşta kendi soyuna da intikam yeminleri ettirmiş, Noldor’u kötü yola sürüklemiştir. Bu savaşlar sonrasında sağ kalan elfler daha bilge ve anlayışlı bir biçimde yaşamlarını sürdürmüşler, bu tarihsel olaydan hem ders çıkarmışlar hem de insan işlerine karışmama kararı almışlardır.

3. bölümde ise diğer eserlerde elflerin nasıl olduğu ve elfler hakkında neyi doğru yaptıklarına inip bu dosyayı kapatacağız.