İçeriğe geç

Irklar ve Kültürler Üzerine: Elfler bölüm 2

Silmariller ve Fëanor, Çizer: Steamey

Önceki yazımızda elflerin kültürel ve etimolojik kökenlerine bir giriş yapmıştık. Gönül isterdi ki Rönesans ve Sanayi Devrimi sırasında da peri ve elf kültürünü gözlemleyebilseydik. O dönemde çıkan müziklerin, eserlerin ve yazarların bu kültüre katkısı çok büyük. Andrew Lang’in peri kitapları veya Oscar Wilde’ın annesi olan Lady Jane Wilde’ın topladığı hikayeler de incelemeye değer. Fakat bunlar FRP kronolojisinde en fazla geçiş dönemi eserleri olabileceklerinden doğrudan Tolkien’e geçiş yapmak istiyorum.

Continue Reading →

Beş Odalı Mahzen Tasarımı

Bu yazıya başlamadan önce yazının tamamında bahsedilen “oda” ve “mahzen” kelimelerinin kendi anlamları ile kullanılmadığını belirtmek isterim. “Mahzen” derken kendi içinde bir bütünlüğü olan, dış dünyayı beklenilen sonuç dışında etkilemeyen alanların bütünü kast edilmiştir. “Oda” ise aynı bir hikaye veya makalede olduğu gibi mahzenin giriş-gelişme-sonuç bölümlerine verilen isimdir. Yeteri kadar kafanızı karıştırdığıma göre artık yazıya başlayabiliriz.

Beş Odalı Mahzen Nedir?

5 odalı mahzen, oyunculara kazandıkları tecrübeleri ve ganimetleri hak ettiklerini hissettirecek hızlı mahzenler yaratmak için Johnn Four tarafından ortaya atılmış beş küçük aşamadan oluşan bir taslaktır. Hatta bu fikir Wizards of the Coast tarafından Dungeons & Dragons 4th Edition’un Dungeon Master’s Guide kitabındaki Kobold Hall macerasında bile kullanılmıştır.

Olabildiğince sade başlanan bu tasarımda haritanın detayları, içindeki yaratıklar ve eşyalar, NPC kağıtları o kadar da önemli değil; önemli olan hikayenin nasıl ilerleyeceği ve karakterlerin bu hikayedeki rolleri. Beş Odalı Mahzen desek bile asıl tasarımda illa beş oda olacak diye bir koşul yoktur, odalardan bile oluşmayabilir. Hatta bu tasarımı mahzen tasarlamak dışında bile kullanabilirsiniz.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 11: Beklenmedik dostluklar.

Grup toplamda 13 kişi olarak savaşa hazır bir şekilde yola çıktı. Eklem yaklaştıkça kanı kaynıyor, zihnindeki güç daha da yoğunlaşıyordu. Bataklıkta yolculuğun ilk saatini hızlıca ilerlemiş olsalar da rüyada görülen noktaya yaklaştıkça artık yavaşlayıp gizlenmeye başlamışlardı. Sinsice bu açıklığa yaklaştıklarında her şey aynı rüyadaki gibiydi, ortada yalnız başına çöreklenmiş ve bekleyen naga vardı, bu 10 metre çapındaki açıklığın çevresi de ağaçlar ve bir cüce boyu sazlıklar ile kaplıydı. Grup naga farketmeden sinsice yaklaştı ve hala görülmediklerine emindi. Kolcuları üçlü gruplar halinde sağdan ve soldan dolaşmaları için gönderdiler, kaçacak yeri kalmasın diye uğraşıyorlardı.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 9: Biraz hava değişikliği iyi gelir.

Bu kadar olayın üstüne grup artık yenilgiye doymuştu. Hiçbir şey istedikleri gibi gitmiyordu ve uçan kuşa borçlu hale gelmişlerdi. Ertesi gün istirahat ederken Patrick ile konuşup fey lanetini kaldırmak için Stilben’e gitmek istediklerini söylediler. Patrick her zamanki gibi gitmekte özgür olduklarını hatırlattı onlara. Hatta Sylvar’ın ısrarı üzerine çalışmalarına karşılık cep harçlığı bile almışlardı, 20 altın. Grup bir günlük yolu gitti ve şehre varınca ayrılıp bazı işleri kovaladılar. Eklem laneti kaldırmalık yol arıyordu ve bu yüzden Stilben’deki en büyük tapınak olan doğa tanrıçası Melora’nın mabedine uğradı. Arcana ufaklıkları ustaları Wilfix ile görüşmek istediler. Roth ve Ulrich de belki cepleri biraz para görür diye Grimfolk’tan uzakta iken maceracılara uygun iş var mı diye bakınmaya gitti. Eklem ile başlayalım.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 8: Boş nasihatler ve sabırsızlık.

Grup konağa döndüğünde Ellaine ve Patrick’e durumu anlattı ama aradıkları sempatiyi bulamadılar. Sonuçta hala grubun problemi çözmesini bekliyorlardı ve gördükleri kadarıyla işler daha da kötüye gitmişti. Ertesi sabah yola çıkıp kaderleriyle yüzleşmeye gittiler ve görüştükleri kişi Hanımların sözcüsü otacı teyzeydi. Otacı yüzünde nahoş bir ifadeyle sanki her şeyin böyle olacağını bilmişçesine grubu karşıladı ve pencereden başını uzatıp bir şeyler fısıldayarak Hanımlar’a haber gönderdi. Gergin bir şekilde hoşbeş ederlerken sadece 2 dakika geçmişti ki pencere tıklandı. Göz ucuyla görebildikleri o yeşil ufaklık haberi taşımıştı. İyi haber denebilecek şey Hanımların grupla görüşmeyi kabul etmesiydi, şimdi grup çocukların eşliğinde Hanımların evine doğru yol almaya başlayacaktı. Bundan önce otacı onlara saygıda kusur etmemeleri konusunda uyarılarını yaptı, bu gerçekten Hanımların gazabından kurtulmaya çalışırken önemli bir noktaydı.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 7. Bölüm: Feyler hilekardır.

Bizimkiler havanın kararmasına daha birkaç saat olmasına güvenip tarif edilen yere doğru yol almaya başladılar. Yola çıkmadan biraz pazarlık biraz da işin garantilenmesi için otacının desteği ile bir şişe antitoksin almışlardı. Eğer savaşmayı planladığın şey dev bir yılansa cidden akıllıca bir fikir bu. Yolda kaybolma gibi bir şeyden korkmadılar, otacının “çocukları” onlara rehberlik edip grubu gereksiz bir şekilde geriyordu. Bataklıkta yer yer bele kadar sülük dolu sulardan geçip sövseler de grup problemsiz bir şekilde bahsedilen açıklığa vardı. Daha yaklaşırken bir kaç tane 2 adam boyuna yaklaşabilecek çukur buldular. Çocuklar vücut dili ile ilerisini gösterdikten sonra bütün yükü bizimkilere bırakarak ortadan kayboldular.

Continue Reading →

FRP Tarihçesi Bölüm 2: Greyhawk ve Blackmoor

Daha önce FRP tarihinin nasıl başladığını anlatmıştık. Gygax ve Arneson adındaki iki önemli figür, 1970’lerin başında fantastik savaşların döndüğü, orta çağ soslu bir oyun yaratmak için kollarını sıvayıp Chainmail sistemini yarattılar.

Chainmail içinde büyücülerin, rahiplerin ve canavarların bulunduğu bir dünyaya ihtiyaç duyuyordu. Arneson ve Gygax bunları sağlayabilmek için kendi evrenlerinde çalışmaya başladılar. Bu iki evren, D&D’nin ne olduğunu belirleyecek öneme sahip evrenlerdi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 5. Bölüm: Grimfolk sponsorları ve atarlı muhtar.

Sabah oldu ve bizimkiler yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Sylvar çoktan durumu benimseyip kahvaltı hazırlanmasına yardıma gitmişti bile. Dışarı çıkmadan bitkinliklerini tamamen atmak için bir gün daha dinlenmeye karar verdiler. Herkes bu süreçte bir şeyin ucundan tutarken savaşta en çok yıpranan Ulrich tam istirahat halindeydi. Gece bir yas hali varken gündüz sanki askerlere bir şey müjdelenmişçesine herkes neşe doluydu. Konağa durmadan gelen kasa, çuval ve fıçılar bir kutlamanın habercisi sayılabilirdi.

Öyle de çıktı zaten. Gün batmadan bizimkilerin şüpheleri ortadan kalktı, bütün hazine Stilben’e götürülüp nakite ve erzağa çevrilmişti. Akşam herkesin karınları bira, keseleri altın dolu bir şekilde şarkı söyleyip kumar oynayışını izlediler. Patrick’in daveti üzerine bizimkiler de artık kayıplarını benimseyip eğlenceye katıldılar. Ortada dövüş ringi oluşturup orada bahisler çevirmeye başladıkları anda Roth da kendini sınamak istedi. İlk üç rakibinde zorlanmadı bile ama en son Kalas Danny’nin meydan okumasını kabul etmek pek akıllıca olmamıştı. Kıran kırana bir mücadele olsa da Danny Roth’a gününü gösterdi. Bu barbarlığı göz ucuyla balkonundan izleyen Ellaine’in dövüş sonrası hafif gülümseyip içeri girdiğini gördüler. Aslında grubun kabiliyetini görüp etkilenmişti Ellaine ama bizimkiler o iş atıyor sandılar. Eh hakkını vermek lazım güzel kızdı, bizimkiler bir sinyal beklediyse artık öyle algıladılar.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 4. Bölüm: Grimfolk’un misafirperverliği.

Bizimkiler iyice saklandıklarına emindiler. Geldiklerinde sönmüş kamp ateşini görüp bunlar çoktan terketmiş diyerek gideceklerini düşündüler. Grup tepeye ulaştığında saklandığı yerden bakan Eklem hemen iri figürü tanıdı, bu “Kalas” lakaplı oduncu Danny idi. Yanında da onun tayfasından iri yarı diğer zorbalar vardı. Danny ve adamları çevreye bakınıp tetikte ilerlerken hemen kenarda üstlerinde ağır zırhla saklanmaya çalışan Roth ve Ulrich’i farkettiler. Sadece o ikili ortaya çıkıp “Tüh, biz de iki kişi buralarda keşif yapıyorduk.” diye ayak yapsalar da Danny bunu yemedi ve en son Eklem de kendini gösterip onları ikna etmeye çalıştı. Danny’nin adamları çevreye bakınırken iyi saklanmış gnome Xaeniver’i farketmediler ama taşıdıkları metal yığını bariz ortadaydı. Buçukluk Sylvar zaten katırın yanında koruya doğru girmişti ve bir sorun olursa oradan müdahale edecekti. Hesaplamadığı şey koruda gerilen yayların sesini duymak ve elf aksanıyla bir sesin ona “Çıt çıkarırsan adım atamadan ölürsün.” demesiydi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 3. Bölüm: Bana dokunmayan naga bin yaşasın.

Xaeniver’in itirazları ile aralarında yaşadıkları ufak tartışmalardan sonra grubun lideri Eklem “Buraya hazine için geldik bu kadar ilerlemişken bırakmayacağız.” diyip son noktayı koydu ve anahtarı kilide yerleştirdi. Tüm kapıdaki mühürlerin parlamaya başlaması ve genel bir ışık şovu sonrası kapı aralandı ve içeriden aheste aheste, umursamaz tavrıyla baş belaları çıktı. Bu bela, başını sürünürken bile bir adam boyundan yüksekte tutan bir yılan iskeletiydi.

Continue Reading →