İçeriğe geç

Lumina Günlükleri, Bölüm 15: Kaplıcalarda bile huzur yok.

Kaplıcalar etrafı pas rengi havuzlarla kaplı bir patika ile yükseliyordu. Halkın tasvirine göre bu küçük tepenin başında bir mağara vardı ve suyun kaynağı oradan çıkıyordu. Terasların tepesine çıktıklarında mağara girişine daha 100 metre kadar mesafe vardı ve bu düzlük de hafif kükürt kokusu yüz ekşiten havuzlarla doluydu. Grup düzlükten geçmektense yandan gidip mağaraya ardındaki kayalıklardan yaklaşmak istedi. Kimisi hafif zorlandı ama başarılı bir şekilde yaklaştılar kayalıklardan. Kapını üzerine varmaya son 20 metreleri vardı ki havuzdan çıkan ve oynaşan iki kanatlı küçük varlık gördüler. Bunlar sanki çamurdan oluşmuş gibi görünüyorlardı. Eklem yüksekliğin verdiği görüş avantajına güvenerek arbaletini çıkardı ve okunu saldı.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 14: Gel seninle rüyalarda gezinelim.

Geri döndüklerinde Wilfix’e durumu anlattılar, üstat derin bir nefes aldı ve rahatladı. Orada buldukları ganimetin onlara yeterli ödül olduğunu söyleyip sırıttıktan sonra uzaklaşacaktı ki dönüp Eklem’e baktı. Ona özelde söyleceği şeyler olduğunu ifade eden mimiklerle niyetini belli edip 10 adım yürüdü. Eklem’e onun aile arayışını kolaylaştırabileceğini, eğer isterse bu konuda uzman bir dostu aracılığıyla aile bireylerine ulaşabileceğini bildirdi. Bir yılı aşkın süredir ailesinden haber alamayan Eklem bunu zevkle kabul etti. Akşama akademiye tüm grup gitti ama uzgörü üstadı Faruqh gelip gruba kendini tanıttıktan sonra Eklem’i de alıp Wilfix ile ayrı bir odaya çekildi. Gerek aksanı gerek görünüşü ile buralardan olmadığını belli eden bu uzun, ince, küpeleri omuzlarına inen, çenesinden inen ince sakalları 4 boğum toplanıp boncuklanmış, gözleri kalın sürmeli, feminen bir konuşmaya sahip bu siyahi adam, Wilfix ve Eklem ayrı odaya çekildiğinde orada olan bitenden grubun devamı da haberdar olamayacaktı. (Yan odada konuşuldu bu kısım)

Continue Reading →

Irklar ve Kültürler Üzerine: Elfler bölüm 2

Silmariller ve Fëanor, Çizer: Steamey

Önceki yazımızda elflerin kültürel ve etimolojik kökenlerine bir giriş yapmıştık. Gönül isterdi ki Rönesans ve Sanayi Devrimi sırasında da peri ve elf kültürünü gözlemleyebilseydik. O dönemde çıkan müziklerin, eserlerin ve yazarların bu kültüre katkısı çok büyük. Andrew Lang’in peri kitapları veya Oscar Wilde’ın annesi olan Lady Jane Wilde’ın topladığı hikayeler de incelemeye değer. Fakat bunlar FRP kronolojisinde en fazla geçiş dönemi eserleri olabileceklerinden doğrudan Tolkien’e geçiş yapmak istiyorum.

Continue Reading →

Beş Odalı Mahzen Tasarımı

Bu yazıya başlamadan önce yazının tamamında bahsedilen “oda” ve “mahzen” kelimelerinin kendi anlamları ile kullanılmadığını belirtmek isterim. “Mahzen” derken kendi içinde bir bütünlüğü olan, dış dünyayı beklenilen sonuç dışında etkilemeyen alanların bütünü kast edilmiştir. “Oda” ise aynı bir hikaye veya makalede olduğu gibi mahzenin giriş-gelişme-sonuç bölümlerine verilen isimdir. Yeteri kadar kafanızı karıştırdığıma göre artık yazıya başlayabiliriz.

Beş Odalı Mahzen Nedir?

5 odalı mahzen, oyunculara kazandıkları tecrübeleri ve ganimetleri hak ettiklerini hissettirecek hızlı mahzenler yaratmak için Johnn Four tarafından ortaya atılmış beş küçük aşamadan oluşan bir taslaktır. Hatta bu fikir Wizards of the Coast tarafından Dungeons & Dragons 4th Edition’un Dungeon Master’s Guide kitabındaki Kobold Hall macerasında bile kullanılmıştır.

Olabildiğince sade başlanan bu tasarımda haritanın detayları, içindeki yaratıklar ve eşyalar, NPC kağıtları o kadar da önemli değil; önemli olan hikayenin nasıl ilerleyeceği ve karakterlerin bu hikayedeki rolleri. Beş Odalı Mahzen desek bile asıl tasarımda illa beş oda olacak diye bir koşul yoktur, odalardan bile oluşmayabilir. Hatta bu tasarımı mahzen tasarlamak dışında bile kullanabilirsiniz.

Continue Reading →

Işığın diyarı Lumina’dan karanlıklar diyarı Ahriman’a geçiş. Yeni evrenimiz Ahriman hakkında konuşalım.

Lumina’nın en baştan beri Grimfolk ve benzeri durumlarla aşırı politik olduğunu gördünüz. İleride göreceğiniz durumlarla da entrika dolu olduğunu göreceksiniz. Spoiler vermeden çok da konuşamıyorum ama bunlardan çıkarımım şu olmuştu, “Benim oyuncularım entrika işini pek beceremiyorlar”. Onlara daha rahat edecekleri, en azından başlangıçta çok seçenekleri olmadan her şeyin siyah beyaz olduğu bir evren verdim. Sonradan tabii ki işler yine karışacak, yine bolca taraf birbirine karşı gelecek ve yine doğadaki ikilemi göreceğiz. Benim için siyah ve beyaz olmadığını oyuncularım bilir. Evren, ahlak, felsefe, insanın özü, ne dersen de asla hiçbiri tümüyle iyi ya da kötü olmaz. Yani sorgusuz kötü diyebileceğin şeyler vardır tabii ki, özellikle Abyss’ten iblisler ya da iradesiz yaratıklar gibi. Fakat bunlarla oturup konuşmazsın zaten, bunlar doğrudan istila eder ve sen de savaşırsın. Her insan ve kuruluşta iyi ve kötüyü yansıtmayı denerim ve onları kabul edeceklerse kusurları ile kabul edeceklerini gösteririm. İşte bunları çok da ortaya çıkarmadan bir dünya sundum oyunculara, biraz huzur bulsunlar diye. Size azıcık buradan bahsedeyim.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 13: Plansız güç, güç değildir.

Grup tamam deyip kapıya doğru hareket etmeye başladığında Eklem’in kendini ve Roth’u, diğerlerinin de kendilerini görünmez yapması dışında hiçbir planları yoktu. Artık büyücüler 2. aşama büyülerine sahiptiler ve savaşçılar da bunu yansıtacak teknikler öğrenmişlerdi ama bunların uygulamasını ilk defa bu minik goblinlere karşı kullanacaklardı. (2. aşama diye çevirdiğim kısım D&D’nin “Tiers of Gameplay” olarak bahsettiği kavramdır. 1. aşama, 1-4 seviyelerini kapsar ve burada maceracılar sınıflarının özelliklerini yavaş yavaş öğrenen, sıradan insanın üzerine çıkmaya başlayan ve kendini kanıtlayan kişilerdir. 2. aşamadan itibaren artık tek başlarına bile çok ciddi tehdit oluşturabilecek, yavaş yavaş kahraman tanımına uyan güçlere sahip olurlar. 5-10 seviyelerini kapsayan bu aşamanın daha en başında alev topu atıp kasabaları yerle bir etme, bir ölüyü diriltme gibi güçlere erişilir. 3. aşama 11-16 seviyeleri arasında nadir ölümlünün erişebileceği gücü temsil eder ve 4. aşama 17-20 arasında artık bu ölümlülerin tanrısal varlıklara kafa tutabilmesini sağlar. Bu tip mekanik detaylar hikaye akışını bozsa da yeni arkadaşlarımıza bir şeyler öğrettiği için affedilebilir diye umuyorum.)

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 12: Yeni şehir, yeni hayat ve ayrılan yollar.

Gladio Populi artık bu liman şehri Stilben’e doymuştu ve yeni hayatlar peşinde koşacaklardı. Wilfix’le görüşüldü ve kendisi daha ilk gittiklerinde “Birkaç haftaya Westruun’a gitmem gerekli, önemli bir toplantımız olacak.” demişti. Bunu hatırlayan grup ışınlanırken kendisine katılıp katılamayacaklarını sordu ve hayatlarında belki de sadece bir kez deneyimleyebilecekleri bu yolculuk için hazırlanmaya başladı. Tabii ki tonlarca taşınmadığı sürece kar oranı düşük olsa da bildikleri en önemli ticari maldan da paraları yettiği kadar aldılar ve Westruun’a götürdüklerinde gelecek bir avuç tatlı altının hayalini kurdular. Tabii ki taşıdıkları mal hoşlarına gidecek bir şey değildi, çantaları haftalarca ekşi ekşi balina yağı kokacaktı. Artık hazırdılar ve Wilfix eşliğinde ışınlanma çemberinin başındaki memura verdikleri detaylı bilgiler ve sorgu sonunda el ele verildi, gözler kapandı, bir parlama sonrası artık bedenleri yüzlerce mil uzaktaydı. Yurdum Westruun onları hoş karşılayacak mıydı?

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 11: Beklenmedik dostluklar.

Grup toplamda 13 kişi olarak savaşa hazır bir şekilde yola çıktı. Eklem yaklaştıkça kanı kaynıyor, zihnindeki güç daha da yoğunlaşıyordu. Bataklıkta yolculuğun ilk saatini hızlıca ilerlemiş olsalar da rüyada görülen noktaya yaklaştıkça artık yavaşlayıp gizlenmeye başlamışlardı. Sinsice bu açıklığa yaklaştıklarında her şey aynı rüyadaki gibiydi, ortada yalnız başına çöreklenmiş ve bekleyen naga vardı, bu 10 metre çapındaki açıklığın çevresi de ağaçlar ve bir cüce boyu sazlıklar ile kaplıydı. Grup naga farketmeden sinsice yaklaştı ve hala görülmediklerine emindi. Kolcuları üçlü gruplar halinde sağdan ve soldan dolaşmaları için gönderdiler, kaçacak yeri kalmasın diye uğraşıyorlardı.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 10: Biraz mantar iyi gelir.

Stilben’e döndüklerinde hava kararmıştı ama grup vakit kaybetmeden wyvern kafasını verip ödülü alma peşindeydi. Doğrudan kışlalara doğru gittiler ve nöbetçilere olayı anlatınca yüzbaşı Maxwell’e yönlendirildiler. Yüzbaşı grubu tebrik edip zehrini alıp almadıklarını sordu. Çıkarları doğrultusunda yalan söylemekten çekinmeyen Eklem yüzbaşını ikna etti ve konuşma sürdü. Maxwell’in kayıtlara geçmek için maceracı gruplarının ismini sorması onları afallatmıştı. Aralarında biraz tartışma sonucu verdikleri karar “Gladio Populi – Halkın Kılıcı” oldu. Ne kadar bu isme yakışır davranışta bulunamamış olsalar da güzeldi. Tabii ki bizimkilerden bahsettiğimiz için maceraları bu kahramanlıkla bitmemişti, bir hainlik gelecekti. Zehir etkisini kaybetmeden onu satmaları gerekliydi ve grup hala kendi aralarında bunun yapılıp yapılmaması gerektiğini tartışsa da, artık grupta Eklem ve Sylvarın isteğinin olacağını benimsemişlerdi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 9: Biraz hava değişikliği iyi gelir.

Bu kadar olayın üstüne grup artık yenilgiye doymuştu. Hiçbir şey istedikleri gibi gitmiyordu ve uçan kuşa borçlu hale gelmişlerdi. Ertesi gün istirahat ederken Patrick ile konuşup fey lanetini kaldırmak için Stilben’e gitmek istediklerini söylediler. Patrick her zamanki gibi gitmekte özgür olduklarını hatırlattı onlara. Hatta Sylvar’ın ısrarı üzerine çalışmalarına karşılık cep harçlığı bile almışlardı, 20 altın. Grup bir günlük yolu gitti ve şehre varınca ayrılıp bazı işleri kovaladılar. Eklem laneti kaldırmalık yol arıyordu ve bu yüzden Stilben’deki en büyük tapınak olan doğa tanrıçası Melora’nın mabedine uğradı. Arcana ufaklıkları ustaları Wilfix ile görüşmek istediler. Roth ve Ulrich de belki cepleri biraz para görür diye Grimfolk’tan uzakta iken maceracılara uygun iş var mı diye bakınmaya gitti. Eklem ile başlayalım.

Continue Reading →
1 2 4