İçeriğe geç

Sistem İncelemesi: Ars Magica 5. edisyon

Genelde fantastik eserlerde bulunan unsurların arzulanması, bizi fantastik oyunları oynamaya iter. Tartışmasız en arzulanan şeylerden birisi de o mistik evrenlerin geçtiği kitaplarda bulunan büyücülerdir. O satırlar okunurken zihnimiz bütçe harcamaktan kaçınmaz ve o kitabın yönetmenliği eşliğinde görsel sunumların en şahanesini beynimizde bulunan sinirlerin arasına yerleştirdiğimiz perdeye aktarır. Ağzımızdan zevk salyaları akarken kendi hayal gücümüzün dehşetine hayranlık içinde kapılırız.

Genelde oyunlarda bize verilen büyücüler, seçebildiğimiz pek çok sınıf arasında olduklarından asla en ilgi çekici ya da en güçlü şekillerinde değillerdir. O kitaplardaki inanılmaz güçlü ve önemli büyücüye ulaşmak için ya çok çabalamamız gereklidir ya da asla o kadar güçlü olamayız. Ama bir oyun var ki tüm odağı büyücülere hak ettikleri komplikasyon ve değeri vermek. Büyücü meraklılarını bu oyun da tatmin etmezse çok az şey tatmin edecektir. İşte bu oyunun ismi Ars Magica.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, Bölüm 8: Boş nasihatler ve sabırsızlık.

Grup konağa döndüğünde Ellaine ve Patrick’e durumu anlattı ama aradıkları sempatiyi bulamadılar. Sonuçta hala grubun problemi çözmesini bekliyorlardı ve gördükleri kadarıyla işler daha da kötüye gitmişti. Ertesi sabah yola çıkıp kaderleriyle yüzleşmeye gittiler ve görüştükleri kişi Hanımların sözcüsü otacı teyzeydi. Otacı yüzünde nahoş bir ifadeyle sanki her şeyin böyle olacağını bilmişçesine grubu karşıladı ve pencereden başını uzatıp bir şeyler fısıldayarak Hanımlar’a haber gönderdi. Gergin bir şekilde hoşbeş ederlerken sadece 2 dakika geçmişti ki pencere tıklandı. Göz ucuyla görebildikleri o yeşil ufaklık haberi taşımıştı. İyi haber denebilecek şey Hanımların grupla görüşmeyi kabul etmesiydi, şimdi grup çocukların eşliğinde Hanımların evine doğru yol almaya başlayacaktı. Bundan önce otacı onlara saygıda kusur etmemeleri konusunda uyarılarını yaptı, bu gerçekten Hanımların gazabından kurtulmaya çalışırken önemli bir noktaydı.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 7. Bölüm: Feyler hilekardır.

Bizimkiler havanın kararmasına daha birkaç saat olmasına güvenip tarif edilen yere doğru yol almaya başladılar. Yola çıkmadan biraz pazarlık biraz da işin garantilenmesi için otacının desteği ile bir şişe antitoksin almışlardı. Eğer savaşmayı planladığın şey dev bir yılansa cidden akıllıca bir fikir bu. Yolda kaybolma gibi bir şeyden korkmadılar, otacının “çocukları” onlara rehberlik edip grubu gereksiz bir şekilde geriyordu. Bataklıkta yer yer bele kadar sülük dolu sulardan geçip sövseler de grup problemsiz bir şekilde bahsedilen açıklığa vardı. Daha yaklaşırken bir kaç tane 2 adam boyuna yaklaşabilecek çukur buldular. Çocuklar vücut dili ile ilerisini gösterdikten sonra bütün yükü bizimkilere bırakarak ortadan kayboldular.

Continue Reading →

FRP Tarihçesi Bölüm 2: Greyhawk ve Blackmoor

Daha önce FRP tarihinin nasıl başladığını anlatmıştık. Gygax ve Arneson adındaki iki önemli figür, 1970’lerin başında fantastik savaşların döndüğü, orta çağ soslu bir oyun yaratmak için kollarını sıvayıp Chainmail sistemini yarattılar.

Chainmail içinde büyücülerin, rahiplerin ve canavarların bulunduğu bir dünyaya ihtiyaç duyuyordu. Arneson ve Gygax bunları sağlayabilmek için kendi evrenlerinde çalışmaya başladılar. Bu iki evren, D&D’nin ne olduğunu belirleyecek öneme sahip evrenlerdi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 6. Bölüm: Bataklığın hanımları.

-Bu kısma başlamadan küçük bir not olarak bildireyim, hikayenin 3. Witcher oyunundaki bir yere benzerliğinin ben de oyuncularım da farkındaydık. Hem karşılaşacakları yaratıklar D&D bilgisi açısından neredeyse birebir aynı, hem de bazen bu tip bilindik hikayelerin içinde olmak tamamen yabancı bir ortamdan daha çekici olabiliyor. Yeni DM’lerimize de tavsiye ederim popüler kültürden esinlenmelerini.-

Grimfolk’a dahil elf kolculardan ikisi gelip gruba bölgeyi anlatmaya başladı. Tam bataklık ve dere kenarında bir köy vardı, sadece bu köyün halkı korkusuzca burada yaşayıp şifalı bitki toplayabiliyor, bolca balık istifleyebiliyordu. Her ne kadar diğer köylerdekiler bu uğursuz halktan nefret etse de hayatta kalmak için onlarla takasa girmek zorundaydılar. Nefret sebepleri mi? Çoktan tanrıların yolundan çıkmış sapkın bireylerdi. Köyde özellikle yetişkin erkeklerin bir gözleri ya da bir kulakları eksikti. Keşke eksik olan dilleri olsaydı dedirtecek bir şekilde de durmadan bataklığın hanımlarından, leydilerinden bahsedip dururlar ve hala bugün bile sinir bozarlar. Bunların yanında bir de hanımların sözcüsü dedikleri yaşlı bir cadı vardı, bölgenin otacısı ve şifacısı. Tanrıların yarattıklarıyla dalga geçmek olmaz ama hiç de tanrı eli değmiş gibi görünmeyen bu kocakarının insanı ürperten bir cam gözü vardı. Neyse kolcuların tehlikeyi anlatmasından bahsediyordum. Kesinlikle kötü fey etkisini hisseden bu kolcular hanımların üçlü bir cadı konseyi olduğundan şüphelendiklerini ve bu çevrede hiç de doğal olmayan yaratıklar ortaya çıkardıklarını anlattılar. Bu usta elf okçular şu ana kadar belki onlarca yaratık avlamışlardı zaten, buralarda harpy ve cockatrice bol olur ve sayılarını azaltmak da kolcuların işidir. Buna rağmen sudan bir anda çıkan yosun ve deniz kabuğu kaplı insansı varlıklardan bahsederken tüyleri ürperiyor, hareketini gözle zor takip edebildiğin minik fey varlıklarını anlatırken tırnaklarını kemiriyorlardı. Uzun süredir kendileri de bataklığın kenarından içeri girmemişlerdi. Halkın dediğine göre hanımlar onları koruyordu, sadece onların yardımını alabilmek için armağanlar sunulması gerekliydi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 5. Bölüm: Grimfolk sponsorları ve atarlı muhtar.

Sabah oldu ve bizimkiler yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Sylvar çoktan durumu benimseyip kahvaltı hazırlanmasına yardıma gitmişti bile. Dışarı çıkmadan bitkinliklerini tamamen atmak için bir gün daha dinlenmeye karar verdiler. Herkes bu süreçte bir şeyin ucundan tutarken savaşta en çok yıpranan Ulrich tam istirahat halindeydi. Gece bir yas hali varken gündüz sanki askerlere bir şey müjdelenmişçesine herkes neşe doluydu. Konağa durmadan gelen kasa, çuval ve fıçılar bir kutlamanın habercisi sayılabilirdi.

Öyle de çıktı zaten. Gün batmadan bizimkilerin şüpheleri ortadan kalktı, bütün hazine Stilben’e götürülüp nakite ve erzağa çevrilmişti. Akşam herkesin karınları bira, keseleri altın dolu bir şekilde şarkı söyleyip kumar oynayışını izlediler. Patrick’in daveti üzerine bizimkiler de artık kayıplarını benimseyip eğlenceye katıldılar. Ortada dövüş ringi oluşturup orada bahisler çevirmeye başladıkları anda Roth da kendini sınamak istedi. İlk üç rakibinde zorlanmadı bile ama en son Kalas Danny’nin meydan okumasını kabul etmek pek akıllıca olmamıştı. Kıran kırana bir mücadele olsa da Danny Roth’a gününü gösterdi. Bu barbarlığı göz ucuyla balkonundan izleyen Ellaine’in dövüş sonrası hafif gülümseyip içeri girdiğini gördüler. Aslında grubun kabiliyetini görüp etkilenmişti Ellaine ama bizimkiler o iş atıyor sandılar. Eh hakkını vermek lazım güzel kızdı, bizimkiler bir sinyal beklediyse artık öyle algıladılar.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 4. Bölüm: Grimfolk’un misafirperverliği.

Bizimkiler iyice saklandıklarına emindiler. Geldiklerinde sönmüş kamp ateşini görüp bunlar çoktan terketmiş diyerek gideceklerini düşündüler. Grup tepeye ulaştığında saklandığı yerden bakan Eklem hemen iri figürü tanıdı, bu “Kalas” lakaplı oduncu Danny idi. Yanında da onun tayfasından iri yarı diğer zorbalar vardı. Danny ve adamları çevreye bakınıp tetikte ilerlerken hemen kenarda üstlerinde ağır zırhla saklanmaya çalışan Roth ve Ulrich’i farkettiler. Sadece o ikili ortaya çıkıp “Tüh, biz de iki kişi buralarda keşif yapıyorduk.” diye ayak yapsalar da Danny bunu yemedi ve en son Eklem de kendini gösterip onları ikna etmeye çalıştı. Danny’nin adamları çevreye bakınırken iyi saklanmış gnome Xaeniver’i farketmediler ama taşıdıkları metal yığını bariz ortadaydı. Buçukluk Sylvar zaten katırın yanında koruya doğru girmişti ve bir sorun olursa oradan müdahale edecekti. Hesaplamadığı şey koruda gerilen yayların sesini duymak ve elf aksanıyla bir sesin ona “Çıt çıkarırsan adım atamadan ölürsün.” demesiydi.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 3. Bölüm: Bana dokunmayan naga bin yaşasın.

Xaeniver’in itirazları ile aralarında yaşadıkları ufak tartışmalardan sonra grubun lideri Eklem “Buraya hazine için geldik bu kadar ilerlemişken bırakmayacağız.” diyip son noktayı koydu ve anahtarı kilide yerleştirdi. Tüm kapıdaki mühürlerin parlamaya başlaması ve genel bir ışık şovu sonrası kapı aralandı ve içeriden aheste aheste, umursamaz tavrıyla baş belaları çıktı. Bu bela, başını sürünürken bile bir adam boyundan yüksekte tutan bir yılan iskeletiydi.

Continue Reading →

Irklar ve Kültürler Üzerine: Elfler

Älvalek, “Elf Play” ,August Malmström (1866).

Fantastik kurguda, filmlerde ve oyunlarda insandan farklı bir kökenden gelip, insanlarla eşit derecede bir kültür ve zekaya sahip ırkların olması artık temelleşmiş bir durum haline geldi. Gerek bir kültürü yabancılaştırıp dışarıdan bakmak istediğimizden gerekse dünyanın geniş olduğunu göstermek açısından böyle şeylere kalkışıyoruz. Tabii ki de bunları yaptığımızda belli başlı arkatiplere sadık kalıyoruz. Bu arkatipler veya insan kültürlerinin yansıması olmaz ise, ırklar bize o kadar yabancı kalır ki hakkında konuşmamız veya anlatabilmemizi geçtim, düşünemeyiz bile.

Bu arkatip ırklar arasında en ünlülerinden biri de Elf ırkıdır. Çok fazla eserin içinde bulundukları için çok farklı şekillerde işlenmiş olsalar bile, en tanınmış eserlerde bulunan elfler uzun ömürlü(veya ölümsüz), uzun kulaklı, estetik olarak çok güzel ve ince yapılı, çevik, antik ve yavaş yavaş ölen bir ırk gibi bir çok tanımlamaya tabii tutulabiliyor. (Bunu okuduğumda aklıma nedense Lotr elflerinden başkası gelmedi. -E.N*) Elflerin ne olduğunu incelemek de bir hayli zor. Elflerin popüler kültür ve medyada nasıl olduklarına bakmadan önce, tarihte ve mitolojide oldukları halini incelemek daha doğru olacaktır.

Continue Reading →

Lumina Günlükleri, 2. Bölüm: Mühürler bozulmak için yapılır.

Sabah oldu, grup katırları peşlerinde anlatılan zindanın bulunduğu bölgeye doğru ilerledi. Tabii geceden biraz akıllılık yapıp eşyaları stoklamak için bir süreliğine boş evlerden birini kiraladılar. Bunun pek faydası olmayacak onlara, az bekleyin geleceğim o kısma. Büyülü anahtar işe yaradı ve yaklaşınca normal kayalık dağ yamacı gibi görünen illüzyonu kaldırıp altındaki metal destekli sağlam kapıyı ortaya çıkardı. Ulrich ve Roth’un çabaları sonucu kapıyı parçalayıp girdiler ama Ulrich sırf bu evrede bile hafiften bitkin düştü.

Continue Reading →